ŞEKER BAYRAMINIZ
KUTLU OLSUN!

Bu sayfada, sizden gelecek anılara ve köyümüzün geçmişinde yer etmiş, bugün bile hatırlanan ya da hatırlanması gereken önemli noktalara yer verilecektir. Elinizde bu tür yazı ve resim varsa ya da hatırladığınız böyle bir olay varsa bunu myunusoglu@mursal.com adresine ya da 0212 230 43 85 nolu faksa yollayabilirsiniz.

MURSAL`DAN...

Aşur Eylen'in Mursal ile ilgili duygularını yansıtan bu yazısı Güneçe dergisinden alınmıştır:
MOR DAĞLARIN TÜRKÜSÜ

Ne zaman bir dağlar türküsü dinlesem, yamaçlarından süzülüp inen bir kuş, ilkbaharın güzelliklerini taşıyan bir kelebek, çiçekten çiçeğe konan bir arı olmak gelir içimden. Ah bu türküler var ya alıp götüren beni yamaçlarının yeşilliğinde, karlı tepelerinde.

Şimdi ıssız ve sessizsiniz sonabaharın sararmış yüzü, kışın uğultusuna hazırlıyor sizi, konuklarınız birer birer çekildiler; kimisi kış uykusuna çoktan yattı, kimisi de yeniden doğabilmek için bağrında taşıdığın konukların. Binbir renkli çiçeklerini çoktan döllediler, toprağın kar suyunun ılıklığında açacakları günü bekliyorlar. Göçmen kuşların çoktan uçup gittiler. Derin vadileri aşarak daha sıcak yamaçlara çoktan kondular.

Issızlığın ortasında sessizliği bazen pınarlarının şırıl şırıl akan suları ritimlerini hiç bozmadılar. Serçe kuşuna hayat verebilmek için biraz daha ısındılar. Keklikpınarı, Geycek, Çatalpınarı, Yartmış, Alipınarı, Ortadağ'ın sulağı, Sudüşen şelalesi ve adlarını hep yüreklerimizde duyumsadığımız pınarların çılgınca sessizliğine ritm sallıyorlar. Sizlerin yerinde olmayı ne çok istiyorum bir bilseniz!

Hayallerimin en onurlu yanısın sevgili Yamadağı! En yüksekten seyrediyorum doğunu, batını, kuzeyini, güneyini. Engininden Alaçayır'a düşüyor düşlerim, geniş ovanda at yılkılarıyla koşuyorum sonsuz cennetine. Dumanlı havası hüzünlendiriyor Kandıl Dağı'nın, sanki bir hışım gibi çökecek Yuva mezrasının üstüne. Korkuyor ve ürperiyorum birdenbire. Sizi seviyorum köyümün mor dağları!

Kışı sizinel yaşamanın hüznü ile irkiliyorum, dağlar ağlamaz diyenelere inanmıyorum. İniledeğinizi rüzgarın kanatlarındaki dondurucu soğukta görüyorum. Öylesine bir inilti ki sanki Mursal'ın üstüne çörekleneceksiniz. Esintisini bütün bedenimle duyumsuyorum.

Kışı kucakladanız, şimdi sessiz ve derinden ilkbaharı bekliyorsunuz. Biriktirin tepelerinize kar tanelerini, berekettir bilirim. Kurdu kuşu iyi saklayın, bu mevsimde onlar sizin tek konuklarınız. Konuksever dağlarım benim. Sizin türkülerinizi dinledikçe onurlanıyorum, duygulanıyorum.

Mor dağların benim, türkülerimizin eşsiz güzellikleri! Sizleri sevmenin onur olduğu inancı ile karlı tepelerinize, kurdunuza, kuşunuza merhaba derken sessizliğinize ve ıssızlığınıza sığınıyorum.

Aşur Eylen

ÇOBAN TÜRKÜSÜ

Mor koyun da şu tepeye yaslandı,
Yağmur yağdı keçelerim ıslandı,
Kelekler asıldı kırklık paslandı.
Sesime gel gürük koyun sesime.

Sulağına vardım yosunlar tutmuş,
Yaylımına vardım otlar kurumuş,
Ağalar hatunlar beni unutmuş.
Sesime gel anam koyun sesime.

Acı poyraz incelekten eledi,
Tohlunun kötüsün kara belledi,
Bin koyundan bir kuzucuk meledi.
Sesime gel kara koyun sesime.

İki gelin geldi koyun sağmaya,
Biri değnek aldı beni döğmeye,
Ağlar başladı sual sormaya.
Sesime gel ceren koyun sesime.

  MANİ

Halkadır halka zülfün
Yel vura kalka zülfün
Köylükte harman olmaz
Çaylarda çalka zülfün.

Rafta üzüm baba
Salkımı düzüm baba
Bir can bir canı sevmiş
Ayırma gözüm baba.

Mani benim ezberim
Kan ağlıyor gözlerim
Verin bana yarimi
Mahlenizde gezmeyim.


GARDAŞ

Bir çoban olup Yama Dağı'nda
Türkü tutturdun mu gardaş?
Mhyl'de yaşadın mı yüreğinle?
Zemheride aşık oldun mu hiç gönlünle,
Gülebildin mi yaşama isyan edercesine?
Damsız bir evde emeğinle yaşadın mı hiç?
Davut Amca yı tanıyıp da lokma yedin mi?
Erzade Ağa yı tanıyıp da muhabbet ettin mi?
Mursal'ı tanıyıp da bir ah çektin mi yüreğinde?
Yook Gardaş yok...
Sen Mursal da doğmadın ki!

Barış Kocaoğlu

 
MURSAL

Yüce dağlarını aştım
Geyiceğinden suyunu içtim
Yazı yabanda çok koştum
Ben Mursal'ı unutamam.

Yazı az kışı çoktur
Erciyes'ten farkı yoktur
Karnı aç gözü toktur
Ben Mursal'ı unutamam.


Necati Kocaoğlu









KAYA KIZILTUĞ
1955 yılında Mursal’da doğdu. GÜLKAYA KIZILTUĞ ismini kullanarak değişik konularda yazmış olduğu şiirlerle tanınmaktadır. Şiirleri muhtelif dergi ve antolojilerde yayınlanmıştır. Şiirlerini bir araya toplayarak bir kitap olarak yayınlama çalışmalarını sürdürmektedir.

Kaya Kızıltuğ’un şiirlerinden örnekleri aşağıda sunuyoruz.

 

GÖRESİM GELDİ

Yazın bahar aylarında
Köyümü göresim geldi.
Koyun meler kuzu meler
Ah çoban olasım geldi.

Yeşerdimi o dağlar
Eridimi beyaz karlar
Buz gibi akan o sular
Suyundan içesim geldi.

Yaylaya çadır açılar
Ayranlar sütler içilir
Yoncalar otlar biçilir
Ekinler biçesim geldi.

Gülkaya’yım ben neylesem
Şehirden köyüme dönsem
Ölürsem köyümde ölsem
Köyümde ölesim geldi.
 
BİZİM KÖYLER

Koyunsuz kuzusuz dağlar
Sessiz kalmış bizim köyler
Çiçek kokar engin bağlar
Dertli olmuş bizim köyler.

Toprak çoktur ekilmiyor
Ekin olup biçilmiyor
Soğuk suları içilmiyor
Sessiz kalmış bizim köyler.

Bacalar tütmez olmuş
Bülbüller ötmez olmuş
İnsanları gülmez olmuş
Dertli olmuş bizim köyler

Dağda çoban görünürdü
Halı kilim örülürdü
Gülkaya’yım sevinirdi
Sessiz kalmış bizim köyler.

COŞTU ATATÜRK

Yıktı padişahın tahtı tacını
Vatan millet diye coştu Atatürk.
Düşmana vermedi tek bir taşını
Bütün ilden ile koştu Atatürk.

Derde derman oldu kullar içinde
Devrim yeli esti iller içinde
Bal yapan arının güller içinde
İlim irfan ile taştı Atatürk

Cumhuriyet ile kurdun bir düzen
Dağıldı düşmanlar bu hakkı ezen
Sosuz istikbali göklerde sezen
Devrimler yolunu açtı Atatürk.

Bütün dünyada Türk ismi yayıdı
Atatürk birinci önder sayıldı.
Gülkaya der güzel Türkçe yazıldı
İkilikten uzak kaçtı Atatürk.
 
PİR SULTAN

Her çiçekten bal eyleyen
Kovanda arı Pir Sultan
Dar ağacını boylayan
Sözünün eri Pir Sultan

Sular gibi akıp coşan
Hakkın aşkı ile pişen
Özü ile dile düşen
Özünün yari Pir Sultan

Halk derdini derdin bildin
Ozanların piri oldun
Ölümleri göze aldın
Ölmeyen diri Pir Sultan

Halkın ile birlik oldun
Türlü dertler ile doldun
Gülkaya der yolun buldun
Tarih de yeri Pir Sultan.

KARACAOĞLAN

Çok güzele gönül verdim
Halım sensin Karacaoğlan
Dost bağında güller derdim
Gülüm sensin Karacaoğlan.

İlden ile gezip koştun
Güzelliği görüp coştun
Nice dağlar yollar aştın
Dalım sensin Karacaoğlan.

Unutulmaz ozan oldun
Aşkın yolu ile doldun
Gerçek yolu hakta buldun
Yolum sensin Karacaoğlan.

Sevda ile saza vurdun
Esen yelden haber sordun
Gülkaya’yı özden vurdun
Balım sensin Karacaoğlan.
 
BEN BÖYLE DEĞİLDİM

Ben böyle değildim
Sana aşık olmadan önce
Hiç içim yanmazdı böyle
Ağlamazdım gizli gizli
Geceleri uykum kaçmazdı
Gözyaşlarım akmazdı yastığıma
Ben böyle değildim
Sana aşık olmadan önce.

Hiç bu kadar
Sevda türkülerine
Kulak vermezdim
hiç kimsenin bahçesine girip
kırmızı gül çalmamıştım
Türküler maniler dolanıyor dilime
Birde ismin
Ben hiç böyle değildim
Sana aşık olmadan önce

Bir elimde rakı
Bir elimde siğara
Ben hiç bu kadar içmemiştim
Ben hiç bu kadar bağlanmamıştım
Yarınlara yeni yıllara
Ben hiç bu kadar
Kıymetini bilememiştim
Zamanın birde gençliğimin
Ben hiç böyle değildim
Sana Aşık olmadan önce.

DÜŞTÜM YOLLARA

Bu yaralı gönlüm ile
Düştüm illere illere
Bir güzelin derdi ile
Düştüm çöllere çöllere

Gönül beni etti köle
Bahar geldi verdi sele
Akıp giden sular ile
Daldım göllere göllere

Ben yanarım kim ne bile
Göz yaşlarımı kimler sile
Altı telli bir saz ile
Düştüm dillere dillere

Güzel sözler gelsin dile
Gülkaya’yım yüzler güle
Esip giden yeller ile
Dütüm yollara yollara.
 
MANİ

Çadırı var düzdedir
Düğünümüz güzdedir.
Ne nişan var ne kına
Bizimkisi sözdedir.

Sevda işledi cana
Canım kaynadı sana
Gözüm yollarda kaldı
Dönüp gelmedin bana.

Yaktı beni gözlerin
Umut verdi sözlerin
Hasretlik yaktı beni
Tutmaz oldu dizlerim.

Oy canım havaş havaş
Gel bize dolaş dolaş
Derdinden deli oldum
Eridim yavaş yavaş

Gülkaya seni gözler
Günden güne çok özler
Aklımdan çıkmaz oldu
Söylediğin o sözler.

MANİ

Ekinler biçildimi
Harmana çekildimi
Güneşin Sıcağında
Buğdaylar seçildimi.

Ne haber bizim elden
Sorarım esen yelden.

Un bulğur yapıldımı
Tarlalar ekildimi
Bozulmuş bahçe bostan
Patatesler söküldümü

Ne haber bizim elden
Sorarım esen yelden

Gülkaya söyler ağlar
Düşümde bizim dağlar
Elimde kağıt kalem
Özünü söze bağlar.