23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK
VE
ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN!

ZİYARETÇİ DEFTERİ

TARIH :
9/6/2011 4:10:41 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* ÇADIR TİYATROSU


Benzine zam gelmiş kimin umurunda.
İşsizlik artıyormuş kime ne.
Şehitler geliyormuş asker, polis, korucu. Sana ne bana ne.
Yargıda gık diyenin dili kesiliyormuş. vay be.
Şahan görünümlü erkekler sokakta, evde, orada burada kadınları katlediyormuş, hey be muhteşem erkeğim hey be!
Son 10 yılda ülkemiz cennet tiyatrosunda Amerika’yı oynuyormuş breh, breh, breh. Hay maşallah. Allah verdikçe veriyor be.
Balyozda tutuklu general sayısı elliyi geçmiş eden bulur bre.
Ergenekon, mergenekon derken aradan dört yıl geçti be.
Hazır hapları, zamları, zulümleri halk yuttu be.
Ve biz uzak asyadan dörtnala binerek Amerikan atlarımıza bir çırpıda geçerek Anadolu’yu ırzına geçilmiş Irak topraklarından Gazze üzerine huruç eyledik.
Yakılmış, yıkılmış Tunus, Mısır, Libya topraklarından geçerken yakanlar, yıkanlar için hayır dualarımızı eksik eylemedik. Yananlara, yıkılanlara da bir Fatiha okuyu verdik.
Vardık durduk Suriye kapılarına bir Amerikan duruşuyla füze kalkanı üzerinden İran’a bir
selam saldık.
Muhteşem yürüyüşümüzde yer gök inledi. Ayak seslerimiz Telaviv’de İsraillileri tir tir titretti.
Şımarık oğlan İsrail ‘One munite’miz sizi buralarda boğar, dünya sesimizi bir kez daha duyar.
Şahlandık bir kez, artık durmak yok. Hep beraber yürüyeceğiz bu çöllerde. ustalık dönemimizde Somali’de açlığı ustaca sömürürken, Somali’yi açlığa mahkum edenlere ustaca selam duracağız..
Şimdi Arap baharını yaşıyoruz. Toni’siyle, Coni’siyle ehlen ve sehlen çiçekleri arasında kadifelerin üstünde yürüyoruz. Atlantik ötesinden Pensilvanya’dan tarikatlarımızın cemaatlerimizin hayır dualarını deniz fenerinin ışığında bütün Müslüman alemiyle paylaşacağız.
Uyandırmayın bizi, uyandırmayın rüyalarımızdan. Çekin ellerinizi üzerimizden. Çadır tiyatromuzun üstünü Amerikan patiskasıyla örtün. Üstüne Made in USA yazmayı da unutmayın.
Ve dört nala giderken
Nerede, ne zaman düşeriz bu Amerikan atından bir bilinmezliğin peşindeyiz.
Benzine zam gelmiş kimin umurunda
İşsizlik varmış kime ne
Şehitler her gün üçer beşer toprağa veriliyormuş.
Barzani’ye ne, Amerika’ya ne
Vurdumduymazlık çökmüşse serimize
Olan bitenleri görmüyorsa gözümüz.
Sızlamıyorsa vicdanlarımızın sinir uçları
Çadır tiyatrosunu izlemeye devam edin.
Uyku saatinde üstünüze Amerikan Patiskasını örtmeyi unutmayın.
Üşütürsünüz yoksa. Üşütür.


Aşur EYLEN
 

TARIH :
9/2/2011 7:28:06 AM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* KURTULUŞ SAVAŞI YAPILDI MI?

Dolmabahçe Sarayı tarihin nice cilveleriyle günümüze tanıklık eden tek şaheseri, dünün ve bugünün ihanetlerini konuşan dili.
Yıl 28 Haziran 1914 Sultan Reşat Sarayın şölen salonunda 120 kişilik bir yemek veriyor. Süslü giysili efendiler gösterişlerini sunarken görkemli yemeğin orta yerinde batıdan emperyalizmin iştahının kabardığı yerden garip haberler geliyor.
Bir Sırplı, Avusturya Veliahdı Arşidük Ferdinand’ı Saraybosna’da öldürüyor.
Haber Dolmabahçe’nin süslü duvarlarından muhteşem yemek salonuna yeni bir dünya savaşının ateş çığlıkları gibi düşüyor. Dünyayı bölüşmekte anlaşamayan büyük devletler emperyalist katil ruhlarını doyurmak için dünya üstünde kandan sofralar kuruyor. Almanya ard arda Rusya, Fransa, Belçika, İngiltere’ye savaş açıyor. Dünyanın otuz ülkesi birbirine giriyor. On milyon insan ölürken onbeş milyon insan da sakat kalıyor. Yeryüzünün haritası yeniden çiziliyor. Dört imparatorluk yıkılırken dünyada yeni bir siyasi harita insanların önlerine konuluyor.
Osmanlı İmparatorluğu Almanya ve Avusturya-Macaristan’la birlikte girdiği savaştan yenik çıkıyor. Yenilmenin adının da paylaşılmak, bölüşülmek ve yok edilmek olduğunu çok iyi biliyor.
Emperyalistler arasında Osmanlı İmparatorluğunun paylaşılması bilmem kaç maddeli gizli anlaşmayla karara bağlanıyor. Zavallı Anadolu, beş cepheye durup dinlenmeden kan ve can pompalıyordu. Dört yıl süren savaşın sonunda yaşı kaç olursa olsun kilosuna da bakılmadan binlerce genç cepheye sürülüyordu yenilgi kaçınılmazdı. Bulgaristan Eylül sonunda teslim olurken Almanlarla bağlantılar kesiliyor ve Osmanlı yenilgiyi kabul ederek mütareke istiyordu.
30 Ekim 1918’de İngiliz Deniz Üssü Mondros’da bir mütareke anlaşması imzalanıyordu. Bu emperyalist savaşın sonucunda Osmanlı devletine ve Türklere karşı ortaçağın haçlı anlayışıyla yeniçağın ürünü emperyalizmi kaynaştıran acımasız bir politika uygulanmaya başlıyordu. İlk adımda Osmanlı orduları dağıtılıyor. 337.000 asker terhis ediliyor. Gizli anlaşmalarla İtalyanlar Güneybatı Anadolu’yu, Fransızlar-Ermenilerle birlikte Çukurova’yı, İngilizler Musul ve Güneydoğuyu işgal ederken Çanakkale, Mudanya, Samsun ve Merzifon’u da işgal ediyordu. Zonguldak ve Doğu Trakya’ya Fransız, Konya’ya İtalyan birlikleri rahatça yerleşiyordu. Karadeniz’de Rum çeteler Pontus devletini kurmak için silahlanırken, İstanbul ortak işgal ediliyordu.




Bunlar yetmezmiş gibi emperyalizmin beslemesi yurt dışındaki gerici Hürriyet ve İtilaf Partisinin üst düzey kadrosu, kin ve iktidar özlemiyle tutuşmuş bir halde İstanbul’a geri dönüyordu. Kendilerine aydın diyen kimilerinin aklına birdenbire Kürt, Çerkez ya da Arap oldukları geliyordu. Bu aydın müsvetteleri İngiliz, Fransız, Amerikan mandasını ya da himayesini arayan nice dernekler kuruyordu. Koca İmparatorluk bir çözülüş ve çöküş dönemine giriyordu.1918 yazında Sultan Reşat’ın ölümü üzerine 36. padişah olarak tahta çıkan Vahdettin devletin ve tahtının geleceğini İngiltere’nin lütfüne bağlamıştı. Vahdettin 30 Mart 1919’da Damat Ferit aracılığıyla kendi el yazısıyla yazdığı bir tasarıyı İngiliz Yüksek Komiserliğine iletirken şöyle diyordu. “Padişahın ve benim yegane ümidimiz Allah’tan sonra İngiltere’dir. Osmanlı İmparatorluğunun 15 yıl müddetle İngiliz sömürgesi olması en büyük dileğimizdir.”
Osmanlı hükümdarının kurtuluş reçetesi buydu halifeliğin ve hilafetin kurtuluşunun tek yolu İngiliz sömürgesi olmaktı.
Kurtuluş savaşı öncesi durum bu idi. Emperyalistler istedikleri hilafet ve saltanat sahibi son Osmanlı padişahını bulmuşlardı.
Peki, bugün övündüğümüz 2011’li yıllarda durum çok mu farklı? Bu emperyalist güçler Anadolu toprakları üzerinde o gün işgal ettikleri yerleri bugün farklı şekilde mi görüyorlar? Adları aynı yöntemleri farklı olan bu güçler topraklarımız üzerinde ne yapmak istiyorlar?
Sanki Kurtuluş Savaşının kanla yazıldığı yerlerde Polatlı da, Dumlupınar da, Sakarya da, Eskişehir de, Kütahya da, Afyon da, Beylik köprüde, Acıkır da, Sivrihisar da, Çifteler de, Seyit Gazi de, Türkmen Ormanlarında, Alyunt da, Çatal köy de, Zafer Tepe de, Aydın da, Kocatepe de, İzmir’de adlarını yüreklerimize yazdığımız binlerce şehidin düştüğü bu topraklarda Mustafa Kemal Atatürk diye bir kahraman savaşmamış. İşgale karşı direnirken, işgal gemilerini gördüğünde geldikleri gibi giderler dememiş. Kocatepe’den o büyük taarruz emrini vermemiş.30 Ağustos 1922’de emperyalist güçleri önüne katıp 9 Eylül 1922’de İzmir’de denize dökmemiş. Bunların hiç biri sanki yaşanmamış gibi bugün 2011’li yıllarda 28 Haziran 1914–1 Nisan 1921 yıllarını yenide yaşıyor gibiyiz. Bugünün övünmelerinde yeniden bir devlet kurarken İslam ı yeniden keşfediyor gibiyiz.
Times Gazetesi Kurtuluş Savaşı için şunları yazıyordu. “Bütün cihanın kuvvetine karşı Ulusal bir hareket yaratmak… Ne çocukça bir hayal”
Times böyle derken bizim ünlü yazarlarımız durur mu bakın Refik Halit Karay Ulusal Kurtuluş Mücadelemizin başlamasın ve onun komutanını nasıl alaya alıyor.”Bir patırtı bir gürültü. Beyannameler, telgraflar sanki bir şeyler oluyor, bir şeyler olacak… Ayol şuracıkta her işimiz, her kuvvetimiz meydanda. Dört tarafımız açık. Dünya vaziyetimizi biliyor. Hülyanın, blöfün sırası mı? Hangi teşkilat, hangi kuvvet, hangi kahraman? Hülyanın bu derecesine, uydurmasyonun bu şekline ben de dayanamayacağım. Bari kavuklu gibi bende sorayım:




— Kuzum Mustafa sen deli misin?
Günümüzde kendine aydın diyenler Refik Halit Karay’dan farklı mı düşünüyorlar?
Ne dersiniz bu ülkede bir Kurtuluş Savaşı yaşanmadı mı?
Bugün bir patırtı bir gürültü koparmanın zamanı gelmedi mi?
2011’lerde emperyalizmi paçavraya çevirmiş bir ülkenin insanına emperyalizme uşaklık etmesi yakışıyor mu?
Ne dersiniz? Refik Halit Karay mı olalım, yoksa Mustafa Kemal Atatürk gibi ölmek var dönmek yok mu diyelim.
Hey gidi Dolmabahçe Sarayı sen nelere şahit değilsin ki:

Aşur EYLEN


 

TARIH :
8/30/2011 7:01:21 AM
EKLEYEN : ismet alpay MAIL : ismetalpay3333@hotmail.com

* kardeşim mustafa bey sizlerin ve mursal com izleyicilerinin bayramlarını içtenlikle kutlar esenlikler dilerim. 

TARIH :
6/29/2011 4:19:08 PM
EKLEYEN : İsmet alpay MAIL : ismetalpay3333@hotmail.com

* ,,,,,,Ömrün tükensin,,,,,
Sevgiyi anlatacak söz yok dilinde
Bunca zaman çırpınmışsın önümde
Kahrettin beni o kara günde
Gençliğimi geri ver ömrün tükensin

Çehreni bana dön zalim meleğim
Kimsenin aşkına muhtaç değilim
Bunca zaman karşında boşa eğildim
Gururumla oynadın ömrün tükensin


İyileşmek bilmez bendeki yara
Pişman ol geçmişteki günleri ara
Pempe düşlerimi ettin kapkara
Uykum haram oldu ömrün tükensin
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,ismet Alpay
,,,,,, Sebepsiz,,,,,,
Neidi seninle konuştuğumuz
Hayatıma birden daldın sebepsiz
Biliyordun benim garip halimi
Gözlerinle neden güldün sebepsiz

Yaralı yaralı şu yaşlı kalbim
Gördü seni sevdi birden sebepsiz
Senin tatlı sözün güler yüzüne
Hayatını candan verdi sebepsiz

Seviyorum derken seni delice
Sense alay ettin güldün sebepsiz
İnan seviyorum seni deyince
Bir anda mesafe koydun sebepsiz

Dönüşü yok artık bu yolculuğun
Körü körüne bağlandım sebepsiz
Vefasız sevdiğim ben senin için
Yüreğimi ortaya koydum sebepsiz
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,ismet Alpay,,,,,,
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
,,,,,,,Kurbanı oldum,,,,,
Varmı benim gibi yüzü gülmüyen
Çaresiz dertlerin kurbanı oldum
Masum biçareyim hali perişan
D ermansız dertlerin kurbanı oldum

Gözlerlim durmadan sel olur akar
Eller acıyarak halime bakar
Bu hasretlik beni kor gibi yakar
Vefasız aşkımın kurbanı oldum

Yüzüm hiç gülmüyor hasretimdendir
Ettiğin bu zulum nefretinendir
Saçımdakı aklar dertlerimdendir
Acı ve dertlerin kurbanı oldum
,,,,,,,,,,,,,,,ismet Alpay,,,,,
 

TARIH :
6/9/2011 4:49:46 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* ÜZÜLME SMYRNAM

İzmir tarihin bizlere emanet ettiği en nazlı kent.

Egenin incisi, binlerce yıllık tarihi birikimiyle de nice dinlerin, nice kültürlerin yan yana yaşanmışlığının destanlaştığı yer. Hoşgörü, kardeşlik, dostluk kentin bir başka türküleşmiş yanı.

Anadolu uygarlıklarıyla bezenmiş, tarihini Anadolu uygarlıklarıyla süslemiş bu kent neden birilerinin sürekli aşağıladığı, hakaret ettiği, hor gördüğü kent haline dönüştü? Küfrü ahlaklarından, hakareti erdemlerinden, hoşgörüsüzlüğü birikimlerinden alan bu zatı muhteremler neden bu kente söver, neden bu kenti aşağılar neden bu kente hakaret ederler bilinir ama bilinmez.

Gâvur İzmir…
Sümüklü İzmir…
Aman yarabbi o ne koku! Kokmuş İzmir, pislik İzmir…
Faşist İzmir… Zatı muhteremlerin ve kendini bilmez nice hazretlerin bu nazlı kente taktıkları isim.

Otuz yıl sınıf öğretmenliği yapmış bir eğitimci olarak kocaman-kocaman insanların yaptıkları bir takım yanlışları anlarımda, neden küfrettiklerini bir türlü anlayamam… Küfreden insanlarda sadece anlamaya çalıştığım neye küfrederler, kime küfrederler? Küfrettikleri özne kimdir?

Ananı da al git…
Alçak…
Namussuz…
Şerefsiz…
Cibilliyetsiz v.b gibi nice ard arda sıralanmış hakaretler. Hepsinde ki özne de ya kadındır, ya anadır, ya bacıdır, ya da eştir. Bütün bu aşağılamalar kadının üstüne kurgulanmıştır.

Zatı muhteremlerin kültüründe kadın ikinci ya da üçüncü sınıftır. Onun kültürü kadını aşağıladığı için bütün küfürlerinde ve hakaretlerinde kadını hedef göstermiştir.

İzmir’in tarihinden bize kalan ismi Smyrna’dır. Smyrna güzeller güzeli Amazon Kraliçe’si bir tanrıçanın adıdır. Anadolu ismine Smyrna çok yakışmıştır. Ana tanrıcalar aynı zamanda bu toprakların bereket tanrıçalarıdır. Çok tanrılı dinlerde binlerce yıl insanlar bu tanrıçaların ışığı ile aydınlanmıştır. Yollarını bulmuş, karınlarını doyurup mutlu bir hayat yaşamışlardır. Ana tanrıçalar adaletin, paylaşımın, eşitliğin, özgürlüğün, kadın erkek eşitliğinin de yaratıcılarıdır. Hep merak ederim; üstünde yaşadığımız bu güzel coğrafyanın adı neden babadolu, dayıdolu, emmidolu, dededolu değil de Anadolu dur? Bu toprakların sırrı nedir? Bu topraklar gücünü nerden alır?

Sorular soruldukça yaram deşilir der şair. Sorular sorup yaramızı deşmeyelim ama bu güzelim kente, tanrıçamızın adı nazlı kente zatı muhteremlerin ve kendini bilmez yalaka kimi hazretlerin neden küfrettiğini hakaret ettiğini de bilmekte yarar var.

Cehalet karanlığın ve körlüğün adı. Zavallılık cehaletin en büyük çocuğu. Ne yazık ki bu günlerde Anadolu toprakları üzerinde kara bir çul örtülü. Gün ağarmaya başlayınca şafaklar bizlere nice kirlilikleri gösterir.

Küfürbaz yaramaz çocukların kulaklarını ‘ayıptır çocuğum’ diye biri çeker.

Atalarımız ne demiş?
“Kedi ulaşamadığı ciğere kokmuş” dermiş.
Kötü söz kem sahibinindir.
Anaların ve kadınların kutsallığında rüzgâr eken fırtına biçer.
Üzülme Smyrnam…
Üzülme İzmir’im bu günlerde gelir geçer.
Kedi ulaşamadığı ciğere kokmuş dermiş. Ülkeyi yönettiğini iddia eden kimi siyasetçilerde kedi misali ulaşamadıkları kente kokmuş diyorlar. Siyasetçi bu der mi der…
Dilin kemiği yok ki !!!

AŞUR EYLEN
 

TARIH :
5/15/2011 6:01:57 AM
EKLEYEN : sırma gül mısır MAIL : sirmamisir@hotmail.com

* Merhaba. Babam Halim MISIR siteyi sürekli takip ediyor ancak ben bugün ilk defa baktım. Mustafa KOCA'nın resimlerini çok beğendim.Paylaştığınız için çok teşekkür ederim.Başka resimleri varsa onları da paylaşabilir misiniz? 

TARIH :
4/27/2011 1:40:19 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* KÖTÜNÜN İYİSİ



İki kutuplu bir dünyada insanlar daha rahat, daha güven içinde yaşıyorlardı. Sosyalist dünya kapitalist dünyayı kontrol edebiliyor, onun sömürgeci ve saldırgan yüzünü rahatlıkla açığa çıkarıp deşifre edebiliyor, dünyaya nefes aldırabiliyordu. Üçüncü dünya ülkeleri sosyalist dünyanın sayesinde daha özgür ve bağımsız yaşayabiliyordu. Nato’ya karşı Varşova Paktı dünyadaki barış dengelerini sağlayabiliyordu.
Sosyalist dünya kendi içinde bölünüp parçalanınca kapitalist dünyaya ve emperyalizme gün doğdu. Nato’ya karşı kurulan Varşova Paktı da kendini fes edince emperyalist güç iyice saldırganlaşıp azıttı. Şimdi dünya tek kutuplu bir anlayışa doğru sürüklenirken demokrasinin adı diktatörlük, özgürlüklerin adı da insan hakları ve liberal görüş oldu. Diktatörler ve liboşlar el ele vererek dünyaya ve insanlığa kan kusturuyorlar. Bir zamanlar kadife devrimler yaparken bu günlerde yeşil devrimler yapıyorlar.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında Afrika ve Ortadoğu da cetvelle belirledikleri sınırları bu günlerde bölerek parçalayarak daha değişik şekillere sokup ülkeleri çok parçalı sınırlarla ayrıştırmaya çalışıyorlar. Bunları etnik ve dinsel temellerde parçalayarak insanları da birbirlerine düşman ediyorlar. Düşman ettikleri insanlar birbirlerini kırmasın diye sömürüleri tamamlanana kadar kendi silahlı güçlerini bu düşman kamplardaki insanların arasına koyuyorlar. Sömürü tamamlandıktan sonra ölen ölür kalan sağlar bizim hesabıyla dünyada efendiliklerini ve egemenliklerini sürdürüyorlar.
Bügün Birleşmiş Milletler bu saldırgan gücün karar alma merkezine dönüşürken NATO denilen kanlı ordu Ortadoğu’da, Asya’da ve Afrika’da masum insan kanı dökmeye devam ediyor. NATO kontrolsüz bir şekilde saldırırken saldırganlığının adı da barış oluyor. NATO üyesi olarak bizlere de barışın elçileri görevini veriyorlar. Bir yanda barış elçileri, bir yanda BOP eşbaşkanlığıyla emperyalizme hizmet etmenin mutluluğunu Türk halkına Müslümanlık diye yutturulurken Pensilvanya’da cemaatcılık oyunu oynayanı da din alimi diye ülkemizde pazarlıyorlar.
Dünyadaki bütün Müslüman ülkeler ne yazık ki işbirlikçi ilkel yöneticileri sayesinde emperyalistlerin uşakları konumuna dönüşmüşler. Halklar etnik ve dinsel ayrışımlarla birbirlerini kırıyor ya da kırmaya hazırlanıyorlar. Bu sinsi oyun bazı uluslarda açıktan oynanırken bizde sinsiliğini koruyor. Dokuz yıldır AKP iktidarı ülkeyi 36 etnik kimliğe ayırırken ılımlı İslamın demokrasi kılıcını yönetim olarak kurumsallaştırmaya çalışıyor.
12 Eylül darbe yasalarına sırtlarını dayayan siyasilerimiz 12 Haziran seçimlerine işte bu işbirliği ve anlayışıyla hazırlanıyorlar. Halka da en iyisi biziz diye yalan dolu nutuklar atıyorlar. 12 Haziran’da umarım kötünün iyisini seçeriz.

Aşur EYLEN 

TARIH :
4/21/2011 4:13:25 PM
EKLEYEN : Aşur EYLEN MAIL :

* DARBELERİN GÜZELLERİ

12 Eylül atına binenler 12 Eylül atından inmiyorlar. 12 Eylül atı zatı şahanelerini nereye taşırsa oraya gidiyorlar.
12 Eylülün üzerinden 31 yıl geçmiş. 31 yıllık süre içinde iktidar olanlar sırtlarını dayadıkları 12 Eylül yasa ve kanunlarını değiştirmemiş. Seçim yasası nanesiyle yüzde on seçim barajını geçemeyen diğer partilere verilen oyları kendi oylarına katmayı milli iradenin sesi saymışlar. Siyasi partiler kanunuyla da parti liderleri demokrasiyi öteleyip diktatörlüklerini ilan etmişler.
Bugün iktidarın rahatlığı bundan seçim yasası, siyasi partiler kanunu ve yüzde on seçim barajı AKP iktidarının var olma sebebi. Bu yasalar ki 12 Eylül darbecilerinin bugünkü siyasetçilerimize armağanı. Darbelerle darbecilerle hesaplaşacağız. Çetelere geçit vermeyeceğiz, zulmün hesabını soracağız deyip gözyaşı dökenler darbeci generallerin sözlerinden dışarı çıkmıyorlar. 12 Eylül’ün faşist yasalarını gözleri gibi koruyorlar. Biliyorlar ki bu yasalar değişirse kendileri de değişecek. Korkuları ve korkaklıkları bundan.
Bugün ülke değişiyor, gelişiyor, büyüyor diye palavra sıkanlar güçlerini bu yasalardan alarak ülkenin genlerini değiştirmek istiyor. İleri demokrasi safsatasıyla demokrasi adına ne varsa yok ediyorlar. İnsanlık anıtına kafayı takıp ucube derken YGS de yapılan şifreleme kopyasına karşı çıkıp haklarını arayan gençleri onbinlik güçleriyle tehdit ediyorlar. İşçilerin, öğrencilerin hak arayanların üstlerine polisleri salıp biber gazı, coplarla dövdürüyorlar. Doğuyu, güneydoğuyu birbirine katıp etnik ve dini duyguları sömürüyorlar. Belediye Başkanlarını, gazetecileri, yazarları, çizerleri, kendilerine muhalefet eden bütün güçleri zindanlarda tutmayı ileri demokrasinin marifetleri sanıyorlar.
Tarikatların cemaatlerin çeteleştiği devleti ele geçirme planlarının hazmettire, hazmettire yapıldığı bu günlerde ülkemiz 12 Eylül Anayasasının ve yasalarının gölgesinde seçime gidiyor. Bizans’tan kalma oyunları aratacak şeytani oyunlar oynanıyor.12 Hazirana bu oyunların sonuçlanacağı zaman olarak bakıyorlar. 12 Eylül atına binenler darbeleri ve darbecileri seviyorlar.
Dokuz yıldır mağdur edebiyatıyla halkı kandıranlar ülkede birçok insanı mağdur ettiler. Cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümet bunların uyguladığı yöntemleri akıllarına dahi getirmediler. AKP iktidarı dokuz yıllık serüveninin sonucunda ülkeyi doğudan batıya yangın yerine çevirdi. Ülkede bölünmedik, parçalanmadık, satılmadık yer kalmadı. Kürtler Türkleri, Suniler Alevileri, azınlıklar cumhuriyet yurttaşlarını kendilerine hasım görerek düşmanlık duygularını geliştirdiler. İşsizlik, yoksulluk, açlık, çaresizlik halkın kaderiymişçesine kabullendirildiler. Velhasıl ülke tarihinde yurttaşlar yaşamadıklarını yaşayarak tanınmaz suskun bir toplum haline getirildiler.
Yıllardır kandırılan yurttaş, çocukların geleceği için 12 Haziran senin karar vereceğin gün. Mühür sende Süleyman sensin. Ülkeyi karanlıktan aydınlığa çıkaracakta sensin,tekrar ülkeyi karanlığa götürecekte sensin. 12 Haziranda umarız bu 12 Eylül güzellerine bir ders verir, 12 Eylül atından indirirsin. .

Aşur EYLEN

 

TARIH :
4/1/2011 9:37:49 AM
EKLEYEN : VELİ TÜRK MAIL : veliturk58@mynet.kom

* Degerli dostlar div. kültür der. düzenlemiş oldugu halı saha turnovasının kuraları 31.3. 2011. tarihinde çekildi kuralar şöyle.A.GURUBU.YANLIZSÖGÜT.ŞAHİNKÖY.ÜÇPINAR.DİKMEÇAY.B.GURUBU.YERLİÇAY.ÜRÜK.GÖKÇEHARMAN.SOGUCAK.MURSAL C.GURUBU.GÖNDÜREN.OLUKMAN.M.GÖZECİK.KAYABURUN.D.GURUBU.HÖBEK.KARASAR.GÖKÇEBEL.KALEDİBİ, Maçlar NİSANIN.10.da saat 10 da can spor tesislerinde.başlayacaktır. mursal o hafta BAY. TÜM TAKIMLARA BAŞARILAR DİLERİZ. 

TARIH :
3/30/2011 7:34:56 AM
EKLEYEN : davut kocaoğlu MAIL : kara_davut_58_2009@hotmail.com

* bir mursal sevdalısı olarak öncelkle mursal çocuğu olduğum içiçn gurur duyuyorum ve sıtede emeği geçen çok saygı değer abim av.mustafa yunusoğluna çok teşekkür ederim mursallı olmanın duygusu çok farklı mursallıyım dıyen herkesin mursal sorunlarına ilgi ile yaklşmasını beklıyorum. 


[<< Geri] 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 [İleri >>]