ŞEKER BAYRAMINIZ
KUTLU OLSUN!

ZİYARETÇİ DEFTERİ

TARIH :
5/15/2011 6:01:57 AM
EKLEYEN : sırma gül mısır MAIL : sirmamisir@hotmail.com

* Merhaba. Babam Halim MISIR siteyi sürekli takip ediyor ancak ben bugün ilk defa baktım. Mustafa KOCA'nın resimlerini çok beğendim.Paylaştığınız için çok teşekkür ederim.Başka resimleri varsa onları da paylaşabilir misiniz? 

TARIH :
4/27/2011 1:40:19 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* KÖTÜNÜN İYİSİ



İki kutuplu bir dünyada insanlar daha rahat, daha güven içinde yaşıyorlardı. Sosyalist dünya kapitalist dünyayı kontrol edebiliyor, onun sömürgeci ve saldırgan yüzünü rahatlıkla açığa çıkarıp deşifre edebiliyor, dünyaya nefes aldırabiliyordu. Üçüncü dünya ülkeleri sosyalist dünyanın sayesinde daha özgür ve bağımsız yaşayabiliyordu. Nato’ya karşı Varşova Paktı dünyadaki barış dengelerini sağlayabiliyordu.
Sosyalist dünya kendi içinde bölünüp parçalanınca kapitalist dünyaya ve emperyalizme gün doğdu. Nato’ya karşı kurulan Varşova Paktı da kendini fes edince emperyalist güç iyice saldırganlaşıp azıttı. Şimdi dünya tek kutuplu bir anlayışa doğru sürüklenirken demokrasinin adı diktatörlük, özgürlüklerin adı da insan hakları ve liberal görüş oldu. Diktatörler ve liboşlar el ele vererek dünyaya ve insanlığa kan kusturuyorlar. Bir zamanlar kadife devrimler yaparken bu günlerde yeşil devrimler yapıyorlar.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında Afrika ve Ortadoğu da cetvelle belirledikleri sınırları bu günlerde bölerek parçalayarak daha değişik şekillere sokup ülkeleri çok parçalı sınırlarla ayrıştırmaya çalışıyorlar. Bunları etnik ve dinsel temellerde parçalayarak insanları da birbirlerine düşman ediyorlar. Düşman ettikleri insanlar birbirlerini kırmasın diye sömürüleri tamamlanana kadar kendi silahlı güçlerini bu düşman kamplardaki insanların arasına koyuyorlar. Sömürü tamamlandıktan sonra ölen ölür kalan sağlar bizim hesabıyla dünyada efendiliklerini ve egemenliklerini sürdürüyorlar.
Bügün Birleşmiş Milletler bu saldırgan gücün karar alma merkezine dönüşürken NATO denilen kanlı ordu Ortadoğu’da, Asya’da ve Afrika’da masum insan kanı dökmeye devam ediyor. NATO kontrolsüz bir şekilde saldırırken saldırganlığının adı da barış oluyor. NATO üyesi olarak bizlere de barışın elçileri görevini veriyorlar. Bir yanda barış elçileri, bir yanda BOP eşbaşkanlığıyla emperyalizme hizmet etmenin mutluluğunu Türk halkına Müslümanlık diye yutturulurken Pensilvanya’da cemaatcılık oyunu oynayanı da din alimi diye ülkemizde pazarlıyorlar.
Dünyadaki bütün Müslüman ülkeler ne yazık ki işbirlikçi ilkel yöneticileri sayesinde emperyalistlerin uşakları konumuna dönüşmüşler. Halklar etnik ve dinsel ayrışımlarla birbirlerini kırıyor ya da kırmaya hazırlanıyorlar. Bu sinsi oyun bazı uluslarda açıktan oynanırken bizde sinsiliğini koruyor. Dokuz yıldır AKP iktidarı ülkeyi 36 etnik kimliğe ayırırken ılımlı İslamın demokrasi kılıcını yönetim olarak kurumsallaştırmaya çalışıyor.
12 Eylül darbe yasalarına sırtlarını dayayan siyasilerimiz 12 Haziran seçimlerine işte bu işbirliği ve anlayışıyla hazırlanıyorlar. Halka da en iyisi biziz diye yalan dolu nutuklar atıyorlar. 12 Haziran’da umarım kötünün iyisini seçeriz.

Aşur EYLEN 

TARIH :
4/21/2011 4:13:25 PM
EKLEYEN : Aşur EYLEN MAIL :

* DARBELERİN GÜZELLERİ

12 Eylül atına binenler 12 Eylül atından inmiyorlar. 12 Eylül atı zatı şahanelerini nereye taşırsa oraya gidiyorlar.
12 Eylülün üzerinden 31 yıl geçmiş. 31 yıllık süre içinde iktidar olanlar sırtlarını dayadıkları 12 Eylül yasa ve kanunlarını değiştirmemiş. Seçim yasası nanesiyle yüzde on seçim barajını geçemeyen diğer partilere verilen oyları kendi oylarına katmayı milli iradenin sesi saymışlar. Siyasi partiler kanunuyla da parti liderleri demokrasiyi öteleyip diktatörlüklerini ilan etmişler.
Bugün iktidarın rahatlığı bundan seçim yasası, siyasi partiler kanunu ve yüzde on seçim barajı AKP iktidarının var olma sebebi. Bu yasalar ki 12 Eylül darbecilerinin bugünkü siyasetçilerimize armağanı. Darbelerle darbecilerle hesaplaşacağız. Çetelere geçit vermeyeceğiz, zulmün hesabını soracağız deyip gözyaşı dökenler darbeci generallerin sözlerinden dışarı çıkmıyorlar. 12 Eylül’ün faşist yasalarını gözleri gibi koruyorlar. Biliyorlar ki bu yasalar değişirse kendileri de değişecek. Korkuları ve korkaklıkları bundan.
Bugün ülke değişiyor, gelişiyor, büyüyor diye palavra sıkanlar güçlerini bu yasalardan alarak ülkenin genlerini değiştirmek istiyor. İleri demokrasi safsatasıyla demokrasi adına ne varsa yok ediyorlar. İnsanlık anıtına kafayı takıp ucube derken YGS de yapılan şifreleme kopyasına karşı çıkıp haklarını arayan gençleri onbinlik güçleriyle tehdit ediyorlar. İşçilerin, öğrencilerin hak arayanların üstlerine polisleri salıp biber gazı, coplarla dövdürüyorlar. Doğuyu, güneydoğuyu birbirine katıp etnik ve dini duyguları sömürüyorlar. Belediye Başkanlarını, gazetecileri, yazarları, çizerleri, kendilerine muhalefet eden bütün güçleri zindanlarda tutmayı ileri demokrasinin marifetleri sanıyorlar.
Tarikatların cemaatlerin çeteleştiği devleti ele geçirme planlarının hazmettire, hazmettire yapıldığı bu günlerde ülkemiz 12 Eylül Anayasasının ve yasalarının gölgesinde seçime gidiyor. Bizans’tan kalma oyunları aratacak şeytani oyunlar oynanıyor.12 Hazirana bu oyunların sonuçlanacağı zaman olarak bakıyorlar. 12 Eylül atına binenler darbeleri ve darbecileri seviyorlar.
Dokuz yıldır mağdur edebiyatıyla halkı kandıranlar ülkede birçok insanı mağdur ettiler. Cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümet bunların uyguladığı yöntemleri akıllarına dahi getirmediler. AKP iktidarı dokuz yıllık serüveninin sonucunda ülkeyi doğudan batıya yangın yerine çevirdi. Ülkede bölünmedik, parçalanmadık, satılmadık yer kalmadı. Kürtler Türkleri, Suniler Alevileri, azınlıklar cumhuriyet yurttaşlarını kendilerine hasım görerek düşmanlık duygularını geliştirdiler. İşsizlik, yoksulluk, açlık, çaresizlik halkın kaderiymişçesine kabullendirildiler. Velhasıl ülke tarihinde yurttaşlar yaşamadıklarını yaşayarak tanınmaz suskun bir toplum haline getirildiler.
Yıllardır kandırılan yurttaş, çocukların geleceği için 12 Haziran senin karar vereceğin gün. Mühür sende Süleyman sensin. Ülkeyi karanlıktan aydınlığa çıkaracakta sensin,tekrar ülkeyi karanlığa götürecekte sensin. 12 Haziranda umarız bu 12 Eylül güzellerine bir ders verir, 12 Eylül atından indirirsin. .

Aşur EYLEN

 

TARIH :
4/1/2011 9:37:49 AM
EKLEYEN : VELİ TÜRK MAIL : veliturk58@mynet.kom

* Degerli dostlar div. kültür der. düzenlemiş oldugu halı saha turnovasının kuraları 31.3. 2011. tarihinde çekildi kuralar şöyle.A.GURUBU.YANLIZSÖGÜT.ŞAHİNKÖY.ÜÇPINAR.DİKMEÇAY.B.GURUBU.YERLİÇAY.ÜRÜK.GÖKÇEHARMAN.SOGUCAK.MURSAL C.GURUBU.GÖNDÜREN.OLUKMAN.M.GÖZECİK.KAYABURUN.D.GURUBU.HÖBEK.KARASAR.GÖKÇEBEL.KALEDİBİ, Maçlar NİSANIN.10.da saat 10 da can spor tesislerinde.başlayacaktır. mursal o hafta BAY. TÜM TAKIMLARA BAŞARILAR DİLERİZ. 

TARIH :
3/30/2011 7:34:56 AM
EKLEYEN : davut kocaoğlu MAIL : kara_davut_58_2009@hotmail.com

* bir mursal sevdalısı olarak öncelkle mursal çocuğu olduğum içiçn gurur duyuyorum ve sıtede emeği geçen çok saygı değer abim av.mustafa yunusoğluna çok teşekkür ederim mursallı olmanın duygusu çok farklı mursallıyım dıyen herkesin mursal sorunlarına ilgi ile yaklşmasını beklıyorum. 

TARIH :
3/24/2011 3:54:40 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* HEMEN ŞİMDİ


Tarihini bilmeyenler tarihini yaşarlar sözü bilinen ama fark edemediğimiz tarihimizin penceresinden ellerimize, beynimize ve yüreğimize düştü.
Anafartalar, Conkbayırı, Arıburnu, Çanakkale sanki dünyanın bir başka yerinde, bir başka ulus toprakları üzerinde yaşanmışçasına günümüzün duyarsızlığında emperyalizme yeniden teslim olmaksa, bu tarihin yeniden yaşanılacağı demektir.
Sakarya, Dumlupınar, Kocatepe, İnönü Savaşları eğer Anadolu’nun binlerce yıllık uygarlık kokan toprakları üzerinde emperyalist orduların paçavra edilişi değilse, tarih bu kadim topraklar üzerinde yeniden yaşanacak demektir.
Anadolu toprakları üzerinde binlerce direniş türküsü destan, destan bu ülke insanlarının dilleriyle söylenmediyse bu türkülerin söyleneceği tarih yeniden yaşanacak demektir.
Bunca bilinmişliğe karşın bugün bu bilinmezlik neyin nesidir? Mazlum ulusların kurtuluş umudu olan Anadolu, neden mazlum uluslara karşı savaş üstleri haline getirilmiştir? Bu kirli işler, bu karanlık işler kimlerin işidir? Bu fitne, bu sinsilik bunca bilinen gerçeğin içinde nasıl örgütlenmiş, ülkeyi tekrar emperyalizmin katil kollarına nasıl teslim etmiştir? Ve tarihimizden gelen binlerce soru soruldukça ülkeyi bugüne kadar yöneten bütün siyasetçilerin hesap vermesi gerekmez mi?
Dünün ve bugünün hesabını verecek bir tek siyasetçi, bir tek devlet adamı gösterebilir misiniz? Bu emperyalist köleliği açıklayacak bir tek siyasetçi ve devlet adamı şudur diyebilir misiniz?
Bu sorunun yanıtı kocaman bir HAYIR’DIR.
O halde iş yine bize düşüyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün antiemperyalist direnişi içinde yeniden mahalle mahalle, sokak sokak, köy köy, fabrika fabrika Müdafai Hukuk ve Kuvva-yı Milliye ruhunu örgütleyip emperyalizme karşı direniş zamanı gelmemiş midir?
Irak, Afganistan, Mısır, Suriye, Yemen, Libya derken zaman çoktan geçmemiş midir?
Evet, o halde hemen şimdi örgütlenme vakti değil midir?
Gazetemizin bu sayısında asıl yazmak istediğim Milletvekili Seçimlerinde CHP’den 1.Bölge Milletvekili Aday Adayı olan Sayın Nebi Yaşar’la ilgili yazı olacaktı. Ne yazık ki ülkemizin gündemi ve uygulanan teslimiyetçi politikalar emperyalizmin yüzüne tükürmemiz gereğini öne çıkardı. Sayın Nebi Yaşar’ın halkçı ve insani yanını haftaya yazma dileği ile kendisine başarılar diliyorum.
 

TARIH :
3/15/2011 7:40:21 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* GENERALLERİN DÜZENİ


İran’da Şah olacağına Türkiye’de General ol sözü her şeyi anlatıyor.
12 Mart’lar, 12 Eylül’ler, 70’li yıllar, 80’li yıllar bu sözün doğrulandığı yıllar değil mi? Bu yıllar arasında bu tarihlerin başlangıcında bizim generaller şah değil mi? Sultan değil mi? Padişah değil mi? Bugünün seçim yasaları, Siyasi Partiler Kanunu, yüzde on Seçim Barajı, YÖK gibi kurumlar generallerin bugüne armağanı değil mi? Geçmişe dair ardımızda bıraktığımız karanlık ve acı günler, bugüne hakim bütün egemenler bu generallerin günümüzdeki fotoğrafları değil mi? AKP bu yılların büyüttüğü bir parti değil mi?
Derin devlette, derin izleri olan dün adına Susurluk, bugün adına Ergenekon denilen Amerikancı yapı ile 30 yıldır bu ülke insanını öldüren PKK ve göbekten Amerika’ya bağlı dincilik generaller düzeninin çeteleri değil mi? Bugün ülkemizin politik geleceğini bu çeteler belirlemiyor mu? 12 Haziran 2011 seçimlerine giderken bu çeteler düzeni sürsün diye dayatma ve baskılar yapılmıyor mu?
Sorular soruldukça tarih çıplaklığını getirip önümüze koyuyor. Bu çıplaklık karşısında iki yüzlülük, yalan, her türlü aldatmaca ne yazık ki gerçek gibi görünüp, toplumu uyuşturmaya yetiyor. Hesap sorması gerekenler gerçeğin peşinde koşacaklarına sanal alemdeki Ergenekon’un savunuculuğunu yapıyor. Böylece gerçek Ergenekon’un üstü kara bir şalla örtülü kalıyor.
Bugün Ana Muhalefet Partisi olan CHP’ye ve onun lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na ezilenler, sömürülenler, işkence görenler ve demokrasi adına görevler düşüyor. Fakat ne yazık ki CHP kendisini bu sanal alemdeki Ergenekon tartışmalarının dışında tutamıyor. Ergenekon batağına battıkça toplumsal desteğini yitiriyor. AKP bu sanal alemin tartışmasının içinde CHP’yi bir suçlu gibi gösterip toplumu aldatıyor. 12 Haziran seçimlerine aylar kala CHP’nin bu oyunu bozması için parti içindeki demokrasiyi milyonlarca üyesiyle paylaşarak özgürlükçü demokrat ve demokrasiden yana bir parti olduğunu kitlelere ve tabanına anlatması gerekiyor. 12 Eylülden bu yana partide yapılamayan ön seçim ya da parti üyelerinin seçeceği milletvekili adaylarıyla seçime girmesi hem kendi tabanına hemde topluma güven vermez mi? Bugün hiç de zor olmayan bu demokratik davranışın önündeki engelleri anlamak zor olmasa da toplumda Kemal Kılıçdaroğlu isminin bunu aşacağına ve başaracağına inanılıyor. Bu inanç hem AKP’den kurtuluş, hemde cumhuriyetin ve cumhuriyet kazanımlarının kurtuluşu olarak Sayın Kılıçdaroğlu’nun önünde duruyor. AKP’den yılan kitleler kurtuluş için CHP’den ve Sayın Kılıçdaroğlu’ndan bir ışık bekliyor.
Generaller düzeninin ve 8 yıllık AKP iktidarının yıkılması için halkla el ele vermiş, halka inanmış, bu inancını halkla paylaşmış, halkçı ve devrimci CHP’ye ülkenin Kurtuluş Savaşında olduğu kadar çok ihtiyacı var. Mustafa Kemal Atatürk’ün Anti-Emperyalist inancı adına emperyalizme karşı direnen kitleler Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bir ışık bekliyor.
Bu ışığı ışık dünyası ve ışık insanları adına yakmanın vakti gelmedi mi?

Aşur EYLEN


 

TARIH :
3/12/2011 5:39:25 AM
EKLEYEN : Hüseyin mursal MAIL : huseyinmursal-@hotmail.com

* mutlaka birgün güzel mursal köyünüzü ve sizleri ziyarete geleceğim.antakya hataydan sizlere selamlarımı gönderiyorum. 

TARIH :
3/8/2011 6:13:02 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* GULU GULU DANSI


İzmir Raylı Sisteminin açılış törenine AKP’nin bindirilmiş kıtalarının şovları damgasını vurdu. CHP ve AKP’nin yaptığı centilmenlik anlaşmasının bedelini CHP Buca eski gençlik kolları başkanı Sinan Yaman ödedi. “GAVUR İZMİR” sözünü Başbakan Erdoğan’a “BİZ GAVUR İZMİRİZ, YA SANDIĞA GÖMERİZ YA DA DENİZE DÖKERİZ” sözleriyle hatırlatınca yandı. Büyükşehir Belediyesi şirketlerinin birinde aşçılık yapan Sinan Yaman’a görevinden el çektirildi. Buda yetmedi Büyükşehir bürokratları Yaman’ın geçmişini sorgulatmaya başladı. Bu sorgulamada birileri uyumlu hallerini binlerce kez özür sözleriyle süsleye dursun olan CHP’nin Bucalı emekçisi Sinan Yaman’a oldu. Dokundu ve yandı.
Bu kentin yalnızları kimsesiz ve sessiz çoğunluğuna gazetemiz Yorum sahip çıktı. Konak Belediyesi çalışanları taşeron firması Efekent ve Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan’ın anlaşmazlıklarının arasında çaresiz kalmışlardı. Bu çaresizliğe ses gazetemiz Yorum’dan geldi. Gazetemiz işçilerimizin taşeron ve Hakan Tartan ile anlaşmazlıklarını İzmir gündemine taşıdı. 192 işçiden 132 işçi Başkan Hakan Tartan’ın sözünü tutarak taşeronu ortadan kaldırmasını ve işçilerin sendikalaşmayı beklediklerini söyledi. İşçiler hak arama özleminde işverene ve taşerona karşı direnişe başladı.
İzmir siyasetinin fokur, fokur kaynadığı şu günlerde gazetecilerin tutuklanması, Necmettin Erbakan hocanın cenaze töreni ilginç görüntüleriyle akıllara neleri, neleri getirmedi ki?
Siyaset tarihimize 70’li yıllar olarak geçen süreçte yaşanmışlıklar bir bir düştü ellerimize 12 Mart Askeri Muhtırası bütün karanlık ilişkilerin başlangıcının adı oldu. bu muhtırayla başlayan kinci, intikamcı, ırkçı kıyım ülkemizin devrimci, yurtsever, aydın, ilerici gençlerini Nurhak dağlarında, Kızıldere köylerinde toptan katlederken Ankara’nın karanlık mahpushanelerinde idam sehpaları kurarak intikam uğruna devrimci gençleri astı. Birinci ve ikinci milliyetçi cephe hükümetleri AP, MSP, MHP üstlerine düşen görevleri eksiksiz yerine getirmişlerdi.
12 Eylül 1980 kepazeliği ülkemizin bütün birikimlerini koyu karanlıklarına bırakıp yüreklerimizde onulmaz yaralar açarken, milliyetçi cephenin figüranları üstlendikleri rolleri sahnelerinde bir kez daha başarıyla oynamışlardı.
Derin devletin, derin ilişkileri Özallı, Yılmazlı aktörleriyle fırtına gibi geçti. 3.Kasım.1996’da saat 19.25’de Balıkesir-Bursa Karayolu üzerinde Susurluk ilçesinin Çatal ceviz mevkiinde bir trafik kazası oldu. Mercedes’in biri gitti kamyona çarptı. Çarpmanın şiddeti öylesine derin oldu ki, ülkemin bütün organlarında biriken iltihaplar fosss diye ortalığa saçıldı. Bu iğrenç kokudan polis, mafya, aşiret, siyaset derken karşımıza devlet, siyaset, mafya üçgeni çıktı. Bu üçgen siyaset tarihimize utanç ve kirli harflerle yazıldı. İşte bu bermuda şeytan üçgeninin yapıp ettikleri açığa çıksın diye sivil toplum örgütleri, halk ve toplum ayağa kalktı. “AYDINLIK İÇİN 1 DAKİKA KARANLIK” eylemleri bütün ülkeyi sardı. Akşam saat 21.00 olduğunda bütün ülke ışıklarını 1 dakika aydınlık için söndürüyordu. Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan bu olayları FASA FİSO işler ve GULU GULU dansı olarak değerlendiriyordu. Daha ilginç bir değerlendirmeyi Sivas katillerinin avukatı o dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan yapıyordu. “BUNLAR MUM SÖNDÜ OYUNU OYNUYORLAR” diyordu. Devleti işte bu zihniyet yönetiyordu.
Necmettin ERBAKAN’IN cenazesi çok ilginç fotoğraflardan oluşuyordu. Belli ki bu fotoğrafta olanlar hocaya vefa borcunu ödemeye gelmişlerdi. 70’li yıllardan kimi ararsan oradaydı. Hepsi hocanın cenazesinde hazır ve nazırdı. Cenazenin en ilginç sürprizini Genel Kurmay Başkanlığı ve cenazeye katılan komutanlar yapmıştı. Belli ki asker hocadan özür diliyordu.

Devlet, siyaset, mafya ve büyük efendi bu bermuda şeytan üçgeninin üstünü kara bir şalla örtüyordu. Şimdi ak bir şalın gölgesinde sanal Ergenekon davalarıyla karanlıkta kalan katliamların ve faili meçhullerin hesabı üç beş profesör ve gazeteciden soruluyordu. Bu sorular acaba gerçek Ergenekon’un üstünü mü örtüyordu?
Başbakan Erdoğan’ın İzmir’de yaptığı şov’un bedelini Buca’da Sinan Yaman öderken Konak Belediyesinde taşerona karşı sendika iş, aş mücadelesi veren işçilerin geleceği belli değildi.
Erbakan Hoca’nın cenaze töreni bizlere neyi anlatıyorsa ülkemiz onu yaşıyordu. Bu mesajı anlaya okur, anlamayan günlük siyasetin ölü toprağında debelenip durur.
Ülkeme yazık, İzmir’e yazık, insanlarımıza yazık. Bu çelik çomaklı gulu gulu dansı nereye kadar sürecek bunu 12 Haziran’da göreceğiz.

Aşur EYLEN
 

TARIH :
3/6/2011 3:42:41 AM
EKLEYEN : sadi MAIL : pamfilya@58hotmail.com

* sizlere teşekkürler ben mursal barajı yapıiırken ilk çalışanlardanım orda 2 yıl çalıştım dsi işlerinde mursal çok güzel o güzellikleri tekrar görmek bana mutluluk verdi orda bekçi ali abi vardı slm lar onada 


[<< Geri] 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 [İleri >>]