23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK
VE
ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN!

ZİYARETÇİ DEFTERİ

TARIH :
10/4/2011 8:02:54 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* BEYLER BÜYÜK OLAN CHP


CHP’de sular neden durulmuyor? Birileri neden kurultay ve kongre için durmadan imzalar topluyor? Bunları anlayabilmek için partinin 12 Eylül’den sonraki tarihine kısaca bir göz atalım.
Ecevit’e göre darbe ve darbecilerin hedefi demokrasi, CHP ve kendisiydi. 24 Ocak Kararları ancak bu şekilde uygulanabilirdi. MGK Genel Sekreterliği 29 Ekim 1980 tarihinde yayımladığı bir bildiriyle Ecevit’in artık CHP’ye liderlik yapamayacağını duyunca Ecevit 30 Ekim 1980’de CHP Genel Başkanlığından istifa etti.
CHP başsız kalmıştı. MGK, 16 Ekim 1981 günü, siyasi partilerin feshine ilişkin yasayı çıkardı.1982 Anayasasına göre bundan böyle kurulacak siyasi partiler eski partilerinin adlarını ve devamı olduklarını öne süremeyecekti.
12 Eylül bütün siyasi partilere Amerikan patiskasından dikilmiş demokrasi gömleğini giydirdi. Amerika’nın yüz yıllık rüyasının gerçekleşmesi içinde gereken her şey böylece başlamış oldu. Soldaki çalkalanma bölünüp parçalanarak Halkçı Parti (HP), Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP), Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP), Demokratik Sol Parti (DSP) dörtlemesiyle 1990’lı yıllara kadar geldi.
DYP-SHP Koalisyon Hükümeti 19 Haziran 1992 tarihinde, 12 Eylül’ün kapattığı partilerin açılmasına olanak sağlayan yasayı çıkardı. Bu yasayla 9 Eylül 1992 yılında CHP yeniden siyasi hayatına başladı.
9 Eylül 1992’de 25. Olağan Kurultayı ile Deniz Baykal 1979 yılının 8. Olağanüstü Kurultay delegelerinin oylarıyla CHP’nin dördüncü Genel Başkanı seçildi.
18 Şubat 1995’de 26. Olağan Kurultayla CHP-SHP bütünleşmesi sağlanarak CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın’ın anlaşmasıyla Hikmet Çetin CHP’nin beşinci Genel Başkanı oldu.
9 Eylül 1995’de 27. Olağan Kurultay’da Murat Karayalçın- Deniz Baykal genel başkanlık yarışını 309 oya karşılık 681 oyla Deniz Baykal kazandı ve ikinci kez partinin Genel Başkanı oldu.
23 Mayıs 1998’de 28. Olağan Kurultayda pop müziği eşliğinde lazer gösterileriyle, konfeti sağanağı altında bir platformdan inen Deniz Baykal bir kez daha Genel Başkan olurken Adnan Keskin Genel Sekreter seçildi.
18 Nisan 1999 yılında Baykal-Yılmaz görüşmesinden erken genel seçim kararı alındı. CHP Anasol-D hükümetini düşürdü. Ecevit’in DSP, ANAP ve DYP’nin dışarıdan destek verdiği azınlık hükümeti kuruldu. Bu hükümet iş başındayken Amerikalılar PKK’nın başı Abdullah Öcalan’ı getirip Türkiye’ye teslim etti. Yapılan seçimlerde DSP %22,2, MHP %18 oy alırken CHP barajı aşamayıp TBMM çatısı dışında kaldı. Partiler seçim yenilgisinin yegane sorumlusunun Deniz Baykal olduğunu söyleyince Baykal 22 Nisan 1999 günü CHP Genel Başkanlığından istifa etti. Altan Öymen CHP’nin altıncı Genel Başkanı oldu.
26 Haziran 1999’da 10. Olağanüstü Kurultayda PM seçildi. Bu kurultayda Baykalcı 60 kişilik bir grup PM ele geçirdi. Genel Sekreterliğe Tarhan Erdem seçildi. Parti yeni bir olağanüstü kurultaya böylece gebe kaldı.








30 Eylül 2000’de,11. Olağanüstü Kurultayda 1039 delegenin katılımıyla toplandı. Nefes kesen kulis etkinliklerinin ardından Baykal üçüncü turda 543 oyla üçüncü kez Genel Başkan seçildi. Altan Öymen aynı turda 355 oy aldı. PM yaptığı toplantıda Önder Sav’ı CHP Genel Sekreteri seçecekti. Bu tarihten itibaren Baykal, Sav ikilisi CHP’nin kaderini belirleyecekti.
30 Haziran 2001’de 29.Olağan Kurultay öncesinde Türkiye ve dünyada önemli gelişmeler yaşandı. Başkan Ecevit’in 2000 yılı Şubatında MGK toplantısından sonra yaptığı bir açıklama ekonomik krizi etkiledi. 11 Eylülde New York’taki ikiz kuleler vuruldu. Baykal’la devam edemeyeceklerini düşünen birçok partili CHP’den ayrıldı. Bunların arasında Erdal İnönü’de vardı. Baykal hizipçilikle suçlandı. Yapılan kurultayda Deniz Baykal 732 oyla yeniden CHP Genel Başkanı seçildi. Ertuğrul Günay sadece 380 oy almıştı. Bu kurultay sonrası oluşan MYK’daki tek yeni isim CHP’nin hali hazırdaki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu idi. Ecevit’in büyük umutlarla getirdiği Kemal Derviş bu dönemin önemli isimlerindendi.
24 Ekim 2003’de 30. Olağan Kurultay’a tüzük değişikliği damgasını vuracaktı. Tüzükte PM seçiminde çarşaf liste yerine blok liste, genel başkanlığa aday gösterilmesi için %5 imzanın yerine %20 imzanın olması PM üye sayısının 72’den 80’e çıkarılması, delegenin 973’nün oyu ile kabul edilirken Deniz Baykal yeniden Genel Başkan seçildi. Kemal Derviş PM ve MYK üyesi ve Genel Başkan Yardımcısı oldu. Önceki MYK’ da görev alan Kemal Kılıçdaroğlu yeni MYK’ da yer bulamamıştı.
Bu Kurultay sırasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayip Erdoğan’ın kurduğu AKP iktidar olurken CHP yeniden Meclise girerek %19,4 oyla 178 milletvekili çıkarmıştı. CHP’de artık olağanüstü kurultaylar dönemi başlamıştı.
3 Temmuz 2004’te 12.Olağanüstü Kurultay, 29 Ocak 2005’te 13. Olağanüstü Kurultayda bu kez Deniz Baykal Mustafa Sarıgül kapışmaları olacaktı.
19 Kasım 2005’te 31 Olağan ve 26 Nisan 2008’de 32. Olağan Kongreler yaşanırken Deniz Baykal Genel Başkan Önder Sav’da Genel Sekreter olarak seçildi.
Bu kurultaylar zincirlemesinde AKP küresel güçlerin plan ve programını çoktan ülke gündemine sokmuştu. Ilımlı İslam Cumhuriyetinin kuruluşu uğruna BOP Projesinin Eş Başkanlığı üstlenilmişti. ABD’nin planları tıkır tıkır işliyordu.
22 Mayıs 2010 tarihinde CHP 33. Olağan Kongresini yaşıyordu. AKP iktidarı güçlenmiş, muhalefetin her türlü hareketini tele kulak yöntemiyle izliyordu. İnternet kanallarına Deniz Baykal’ın video kayıtları düştüğünde yer yerinden oynadı. İşler ne güzel yürürken nereden çıkmıştı bu video işi? 10 Mayıs 2010 günü Deniz Baykal CHP Genel Başkanlığından istifa etti.
18 Aralık 2010 tarihinde 15. Olağanüstü Kurultayla CHP Grup Başkan Vekili ve İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu Kurultay’a tek Genel Başkan adayı olarak katıldı. 15 bin kişilik coşkulu kalabalığın önünde 1189 geçerli oyun tamamını alarak CHP’nin 7. Genel Başkanı oldu.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığını ne Deniz Baykal ne Önder Sav ne de çıkarlarını bu önderlerde arayan partililer hazmedebildi. 18 Aralık 2010’dan bugüne küçük olsun benim olsun diyen menfaat grupları CHP’de kazan kaldırdı. Bugün ellerinde imza kağıtları kapı kapı dolaşanların derdi üzüm yemek değil bağcıyı dövmek. Demokrasi dedikleri şeylerse küçük menfaatlerinin partideki büyük beklentileri. CHP bu çirkinlikleri aşacak güçtedir.






BEYLER, UNUTMAYALIM Kİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK HARİÇ HİÇ KİMSE CHP’DEN BÜYÜK DEĞİLDİR. CHP PARTİ TARİHİ BUNUN EN BÜYÜK KANITIDIR.



Aşur EYLEN
 

TARIH :
9/28/2011 12:09:35 PM
EKLEYEN : Asur Eylen MAIL :

* NE DERSİNİZ BEYLER



Seçimler öncesi ülkemiz büyük gürültülerin, patırtıların, tantanaların, şovların meydan alanlarına dönüştü.
Açılımlar, çalıştaylar, değişimler, dönüşümler, ülkemizin gündemi oldu. AKP dokuz yıllık iktidarını alladı, pulladı, seçim pazarına sunup, yüzde elli ile pazarladı.
Bütün bunca şamatanın sonuçları seçimden sonra ortaya çıktı. Her şey seçime yönelikti. Seçim ne pahasına olursa olsun alınmalıydı. Seçimlerden istediği sonucu alan AKP, eline tutuşturulan derin programı ustalık döneminde uygulamaya koydu.
İyi şeyler olacak, güzel şeyler olacak diye başlattıkları açılımlarının sonucu Habur kapısından internet sayfalarına düşünce açılımın önü de arkası da belli oldu. PKK ile vesayet rejimi dedikleri Cumhuriyeti yıkmaya kararlı oldukları anlaşıldı.
Çalıştay denilen kahvaltılı toplantılarda aleviler, romanlar, aldatılmışlığın bedellerini ağır ödedi. Referandumla adalet dize getirildi balyozun demir yığınında ordu başına çuval geçirilmeden beter edildi. Gık diyen Ergenekon tutkusuyla Silivri toplama kampına atıldı. PKK ile yapılan anlaşmaların bedelini halk ödemeye başladı. Sıfır sorun dedikleri dış politikada ülke Suriye, İsrail, İran, Rumlarla savaşma noktasına geldi. Amerika’nın savaş oyuncağı füze kalkanı Malatya Kürecik ilçesine yerleştirildi. Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi tıkır, tıkır işlerken “Ben Büyük Ortadoğu Projesinin Eş başkanlarından biriyim” diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da, Gazze’de “İslam’ın kurtarıcısı, Allahın Azizi” diye Arap baharının kahramanı ilan edildi. Bütün bunlar olurken kamuoyu araştırmaları AKP’nin oylarının yüzde elliden, yüzde elli beşe yükseldiğini duyurdu.
Bu büyük oyun her geçen gün ülkeyi çıkmaza sürüklerken umut olması gereken CHP’nin tekerleğine birileri çomak soktu. CHP’nin kalesi denilen İzmir’de ortalık karıştırıldı. Birileri ellerine tutuşturulan kağıtları kapı kapı dolaştırıp İzmir il başkanının alaşağı edilmesi için kongre adına imzalar toplamaya başladı.
Bu kadar şamata, tantana patırtı, kütürtü, içinde neler oluyor. Halk bu büyük yalana nasıl inandırılıyor. CHP toplumun gözünde neden küçük düşürülmeye çalışılıyor? AKP’yi kimler şişirtip abartıyor?
CHP içindeki imzacı beyler kim size yürüyün yaaa kullarım diyor? Bu görevi size kim veriyor? İzmir’in kalkınması için AKP’nin yerelde de iktidar olması gerekiyor propagandasını kimler yapıyor? Kimler yaptırıyor?
Ne dersiniz beyler, ne dersiniz?
Ülke nereye gidiyor? İzmir’de CHP’de ne yapılmak isteniyor?

Aşur EYLEN

 

TARIH :
9/23/2011 1:42:33 AM
EKLEYEN : www.geyiklibeldesi.com MAIL : infogeyikli@gmail.com

* farklı ve emek harcanarak yapılmış bir site olduğu belli oluyor,sivaslı bir çok dostum var,onlardan çok şey öğreniyoruz zamanla, 

TARIH :
9/15/2011 5:32:25 AM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL : asureylen@.hotmil.com

* Saygı değer Mustafa abi uzun zamandır sitemizde haberleşmenin mutluluğunu yaşıyorum. Dayanışmana ve ilgine çok teşekkür ederim.Özellikle ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi eşliğinde Yamadağında başlattığı bir Nato Radar üstü uygulaması ne yazık ki yamadağında hayata geçti. Buna yönelik Yeşil Divriği gazetesinde Yamadağında birşeyler oluyor haberimle Divriği kamuoyunu bilgilendirmeye çalıştım. Daha Sonra Yamadağındaki Haydut adlı köşe yazımı birçok gazete ve bu güzel sitemizde yayınladım.Bunları şunun için yazıyorum bu çalışmamdan ve karşıduruşumdan dolayı sıkıntılar yaşadım.Önemsemedim fakat ne yazık ki bugün ABD'nin savaş projelerinin bizim topraklarda gerçekleşmiş olduğuna üzülerek tanıklık ediyorum.Sevgili abim meramım şu .Bu katil Amerikanın füze kalkanı Projesine karşı çıkmalıyız diye düşünüyorum.Bunun için köyün diğer sitelerinede yazdım köy insanımızı ve çevre köylülerimizi bu konuda bilgilendirelim istiyorum.Hep birlikte neler yapabiliriz diye herkesten ve sizden yardım istiyorum.Köyümüzün,yöremizin bir savaş üstü olmaması için ne yapabilirizi sitemiz aracılığı ile tartışmaya açıp ortak düşüncelerle Füze Kalkanına Hayır kampanyasını başlatabilirmiyiz ? özlemi içindeyim Derneklerimizin ,sivil toplum örğütlerinin bu konularda yapabilecekleri öncülüklerinin olacağına inanıyorum Sözün özü ne yapabiliriz diye düşünüyorum abi size ve ilgilenecek olanlara şimdiden teşekkürler. Sevgi ve saygılar sunarım abi.. 

TARIH :
9/13/2011 12:59:04 PM
EKLEYEN : Aşur EYLEN MAIL :

* KUZEY AFRİKA’YA HURUÇ EYLEDİ


“İslam’ın kurtarıcısı, Allah’ın azizi Tayyip”
Vallahi biz söylemiyoruz gecenin karanlığında Mısırlılar söylüyor.
Birileri Mısırlıları fena gaza getirmiş. Garipler ne zaman fazla gaz alsa sokağa fırlıyorlar. Ellerine tutuşturulan ne ise onu yüksek sesle okuyup uykuya dalıyorlar. Şu günlerde uyanıklar orduyla gençler birlikte okudukları devrim ilahilerinden sonra ha çatıştı ha çatışacaklar.
“İslam’ın kurtarıcısı, Allahın azizi Başbakan Erdoğan Kuzey Afrika seferine başladığı gün Şemdinli’de şehit edilen polis ve askerin cenazeleri kaldırılıyordu. Irak’ın Amerikan işgali ile kendini Amerikanın kucağında büyümüş bulan Talabani-Barzani nin kurduğu Kürdistan devletinin eteklerinde, Amerikanın korumacılığında saklayan PKK verilen görevle insan öldürmeye devam ediyordu.
Başbakanın Kuzey Afrika Seferi Mısır, Libya, Tunus üzerinden büyük gürültü, abartı, şovlarla başlarken Libya da Kaddafi emperyalizme teslim olmuyorum savaşacağım derken Mısır’ın patlamaya hazır bomba oluşu gizlenmiyordu. Cezayir’de, Tunus’ta, Yemen’de Arap Baharı bilmecesi sürüyordu.
Kuzey Afrika’da taşlar yerine oturmamışken kendisine Amerikanın Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanıyım diyen İslam’ın kurtarıcısı, Allahın azizi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan neleri denetlemeye gidiyordu?
Bir tarafta kurtulamayan bir İslam, bir tarafta bitip tükenmez savaşlar, bir tarafta açlık, yoksulluk, cehalet yeryüzünün bütün kötülüklerinin ve rezaletlerinin yaşandığı İslam ülkeleri.
Bütün bu rezilliğin içinde kahramanlaştırılan bir ülke Türkiye ve azizleştirilen Amerikanın Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan.
Ne dersiniz bunca olaylarda bir gariplik, bir tuhaflık birçok çelişki yok mu? Daha dün emperyalizmin sözcüleri Ortadoğu’da, Afrika’da Asya’da 22 ülkenin sınırları değişecek diye hazırladıkları haritaları bu coğrafyalarda yaşayan halkların ellerine tutuşturmadı mı? Bu şamata, bu şaşa, bu şişirme neyin nesi? Küresel emperyalist güçler köleleştirdikleri İslam ülkelerini nasıl bir demokrasiye hazırlıyorlar?
Sözün özü Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında emperyalizmin programı tıkır, tıkır işlerken herkes görevini yerine getiriyor.
Türkiye’ye tam gaz verilmiş. Ateşten gömlek giydirilmiş, koşuyor Ortadoğu’nun çöllerine doğru
NATO’nun füze kalkanı Malatya’nın Yama dağlarına yerleştirilirken İsrail’in korunması uğruna Suriye ve İran’a gözdağı verilirken Rusya’ya kafa tutanlara dikkat edin.
Kimin projelerini uyguluyorlar. Kimlerin emirlerini yerine getiriyorlar.
Bursa’da 12 Eylül protestosu insanları karşı karşıya getiriyorsa, düğünler basılıp PKK adam öldürüyorsa ülkemizin işi giderek zorlaşıyor demektir.

Aşur EYLEN

 

TARIH :
9/6/2011 4:10:41 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* ÇADIR TİYATROSU


Benzine zam gelmiş kimin umurunda.
İşsizlik artıyormuş kime ne.
Şehitler geliyormuş asker, polis, korucu. Sana ne bana ne.
Yargıda gık diyenin dili kesiliyormuş. vay be.
Şahan görünümlü erkekler sokakta, evde, orada burada kadınları katlediyormuş, hey be muhteşem erkeğim hey be!
Son 10 yılda ülkemiz cennet tiyatrosunda Amerika’yı oynuyormuş breh, breh, breh. Hay maşallah. Allah verdikçe veriyor be.
Balyozda tutuklu general sayısı elliyi geçmiş eden bulur bre.
Ergenekon, mergenekon derken aradan dört yıl geçti be.
Hazır hapları, zamları, zulümleri halk yuttu be.
Ve biz uzak asyadan dörtnala binerek Amerikan atlarımıza bir çırpıda geçerek Anadolu’yu ırzına geçilmiş Irak topraklarından Gazze üzerine huruç eyledik.
Yakılmış, yıkılmış Tunus, Mısır, Libya topraklarından geçerken yakanlar, yıkanlar için hayır dualarımızı eksik eylemedik. Yananlara, yıkılanlara da bir Fatiha okuyu verdik.
Vardık durduk Suriye kapılarına bir Amerikan duruşuyla füze kalkanı üzerinden İran’a bir
selam saldık.
Muhteşem yürüyüşümüzde yer gök inledi. Ayak seslerimiz Telaviv’de İsraillileri tir tir titretti.
Şımarık oğlan İsrail ‘One munite’miz sizi buralarda boğar, dünya sesimizi bir kez daha duyar.
Şahlandık bir kez, artık durmak yok. Hep beraber yürüyeceğiz bu çöllerde. ustalık dönemimizde Somali’de açlığı ustaca sömürürken, Somali’yi açlığa mahkum edenlere ustaca selam duracağız..
Şimdi Arap baharını yaşıyoruz. Toni’siyle, Coni’siyle ehlen ve sehlen çiçekleri arasında kadifelerin üstünde yürüyoruz. Atlantik ötesinden Pensilvanya’dan tarikatlarımızın cemaatlerimizin hayır dualarını deniz fenerinin ışığında bütün Müslüman alemiyle paylaşacağız.
Uyandırmayın bizi, uyandırmayın rüyalarımızdan. Çekin ellerinizi üzerimizden. Çadır tiyatromuzun üstünü Amerikan patiskasıyla örtün. Üstüne Made in USA yazmayı da unutmayın.
Ve dört nala giderken
Nerede, ne zaman düşeriz bu Amerikan atından bir bilinmezliğin peşindeyiz.
Benzine zam gelmiş kimin umurunda
İşsizlik varmış kime ne
Şehitler her gün üçer beşer toprağa veriliyormuş.
Barzani’ye ne, Amerika’ya ne
Vurdumduymazlık çökmüşse serimize
Olan bitenleri görmüyorsa gözümüz.
Sızlamıyorsa vicdanlarımızın sinir uçları
Çadır tiyatrosunu izlemeye devam edin.
Uyku saatinde üstünüze Amerikan Patiskasını örtmeyi unutmayın.
Üşütürsünüz yoksa. Üşütür.


Aşur EYLEN
 

TARIH :
9/2/2011 7:28:06 AM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* KURTULUŞ SAVAŞI YAPILDI MI?

Dolmabahçe Sarayı tarihin nice cilveleriyle günümüze tanıklık eden tek şaheseri, dünün ve bugünün ihanetlerini konuşan dili.
Yıl 28 Haziran 1914 Sultan Reşat Sarayın şölen salonunda 120 kişilik bir yemek veriyor. Süslü giysili efendiler gösterişlerini sunarken görkemli yemeğin orta yerinde batıdan emperyalizmin iştahının kabardığı yerden garip haberler geliyor.
Bir Sırplı, Avusturya Veliahdı Arşidük Ferdinand’ı Saraybosna’da öldürüyor.
Haber Dolmabahçe’nin süslü duvarlarından muhteşem yemek salonuna yeni bir dünya savaşının ateş çığlıkları gibi düşüyor. Dünyayı bölüşmekte anlaşamayan büyük devletler emperyalist katil ruhlarını doyurmak için dünya üstünde kandan sofralar kuruyor. Almanya ard arda Rusya, Fransa, Belçika, İngiltere’ye savaş açıyor. Dünyanın otuz ülkesi birbirine giriyor. On milyon insan ölürken onbeş milyon insan da sakat kalıyor. Yeryüzünün haritası yeniden çiziliyor. Dört imparatorluk yıkılırken dünyada yeni bir siyasi harita insanların önlerine konuluyor.
Osmanlı İmparatorluğu Almanya ve Avusturya-Macaristan’la birlikte girdiği savaştan yenik çıkıyor. Yenilmenin adının da paylaşılmak, bölüşülmek ve yok edilmek olduğunu çok iyi biliyor.
Emperyalistler arasında Osmanlı İmparatorluğunun paylaşılması bilmem kaç maddeli gizli anlaşmayla karara bağlanıyor. Zavallı Anadolu, beş cepheye durup dinlenmeden kan ve can pompalıyordu. Dört yıl süren savaşın sonunda yaşı kaç olursa olsun kilosuna da bakılmadan binlerce genç cepheye sürülüyordu yenilgi kaçınılmazdı. Bulgaristan Eylül sonunda teslim olurken Almanlarla bağlantılar kesiliyor ve Osmanlı yenilgiyi kabul ederek mütareke istiyordu.
30 Ekim 1918’de İngiliz Deniz Üssü Mondros’da bir mütareke anlaşması imzalanıyordu. Bu emperyalist savaşın sonucunda Osmanlı devletine ve Türklere karşı ortaçağın haçlı anlayışıyla yeniçağın ürünü emperyalizmi kaynaştıran acımasız bir politika uygulanmaya başlıyordu. İlk adımda Osmanlı orduları dağıtılıyor. 337.000 asker terhis ediliyor. Gizli anlaşmalarla İtalyanlar Güneybatı Anadolu’yu, Fransızlar-Ermenilerle birlikte Çukurova’yı, İngilizler Musul ve Güneydoğuyu işgal ederken Çanakkale, Mudanya, Samsun ve Merzifon’u da işgal ediyordu. Zonguldak ve Doğu Trakya’ya Fransız, Konya’ya İtalyan birlikleri rahatça yerleşiyordu. Karadeniz’de Rum çeteler Pontus devletini kurmak için silahlanırken, İstanbul ortak işgal ediliyordu.




Bunlar yetmezmiş gibi emperyalizmin beslemesi yurt dışındaki gerici Hürriyet ve İtilaf Partisinin üst düzey kadrosu, kin ve iktidar özlemiyle tutuşmuş bir halde İstanbul’a geri dönüyordu. Kendilerine aydın diyen kimilerinin aklına birdenbire Kürt, Çerkez ya da Arap oldukları geliyordu. Bu aydın müsvetteleri İngiliz, Fransız, Amerikan mandasını ya da himayesini arayan nice dernekler kuruyordu. Koca İmparatorluk bir çözülüş ve çöküş dönemine giriyordu.1918 yazında Sultan Reşat’ın ölümü üzerine 36. padişah olarak tahta çıkan Vahdettin devletin ve tahtının geleceğini İngiltere’nin lütfüne bağlamıştı. Vahdettin 30 Mart 1919’da Damat Ferit aracılığıyla kendi el yazısıyla yazdığı bir tasarıyı İngiliz Yüksek Komiserliğine iletirken şöyle diyordu. “Padişahın ve benim yegane ümidimiz Allah’tan sonra İngiltere’dir. Osmanlı İmparatorluğunun 15 yıl müddetle İngiliz sömürgesi olması en büyük dileğimizdir.”
Osmanlı hükümdarının kurtuluş reçetesi buydu halifeliğin ve hilafetin kurtuluşunun tek yolu İngiliz sömürgesi olmaktı.
Kurtuluş savaşı öncesi durum bu idi. Emperyalistler istedikleri hilafet ve saltanat sahibi son Osmanlı padişahını bulmuşlardı.
Peki, bugün övündüğümüz 2011’li yıllarda durum çok mu farklı? Bu emperyalist güçler Anadolu toprakları üzerinde o gün işgal ettikleri yerleri bugün farklı şekilde mi görüyorlar? Adları aynı yöntemleri farklı olan bu güçler topraklarımız üzerinde ne yapmak istiyorlar?
Sanki Kurtuluş Savaşının kanla yazıldığı yerlerde Polatlı da, Dumlupınar da, Sakarya da, Eskişehir de, Kütahya da, Afyon da, Beylik köprüde, Acıkır da, Sivrihisar da, Çifteler de, Seyit Gazi de, Türkmen Ormanlarında, Alyunt da, Çatal köy de, Zafer Tepe de, Aydın da, Kocatepe de, İzmir’de adlarını yüreklerimize yazdığımız binlerce şehidin düştüğü bu topraklarda Mustafa Kemal Atatürk diye bir kahraman savaşmamış. İşgale karşı direnirken, işgal gemilerini gördüğünde geldikleri gibi giderler dememiş. Kocatepe’den o büyük taarruz emrini vermemiş.30 Ağustos 1922’de emperyalist güçleri önüne katıp 9 Eylül 1922’de İzmir’de denize dökmemiş. Bunların hiç biri sanki yaşanmamış gibi bugün 2011’li yıllarda 28 Haziran 1914–1 Nisan 1921 yıllarını yenide yaşıyor gibiyiz. Bugünün övünmelerinde yeniden bir devlet kurarken İslam ı yeniden keşfediyor gibiyiz.
Times Gazetesi Kurtuluş Savaşı için şunları yazıyordu. “Bütün cihanın kuvvetine karşı Ulusal bir hareket yaratmak… Ne çocukça bir hayal”
Times böyle derken bizim ünlü yazarlarımız durur mu bakın Refik Halit Karay Ulusal Kurtuluş Mücadelemizin başlamasın ve onun komutanını nasıl alaya alıyor.”Bir patırtı bir gürültü. Beyannameler, telgraflar sanki bir şeyler oluyor, bir şeyler olacak… Ayol şuracıkta her işimiz, her kuvvetimiz meydanda. Dört tarafımız açık. Dünya vaziyetimizi biliyor. Hülyanın, blöfün sırası mı? Hangi teşkilat, hangi kuvvet, hangi kahraman? Hülyanın bu derecesine, uydurmasyonun bu şekline ben de dayanamayacağım. Bari kavuklu gibi bende sorayım:




— Kuzum Mustafa sen deli misin?
Günümüzde kendine aydın diyenler Refik Halit Karay’dan farklı mı düşünüyorlar?
Ne dersiniz bu ülkede bir Kurtuluş Savaşı yaşanmadı mı?
Bugün bir patırtı bir gürültü koparmanın zamanı gelmedi mi?
2011’lerde emperyalizmi paçavraya çevirmiş bir ülkenin insanına emperyalizme uşaklık etmesi yakışıyor mu?
Ne dersiniz? Refik Halit Karay mı olalım, yoksa Mustafa Kemal Atatürk gibi ölmek var dönmek yok mu diyelim.
Hey gidi Dolmabahçe Sarayı sen nelere şahit değilsin ki:

Aşur EYLEN


 

TARIH :
8/30/2011 7:01:21 AM
EKLEYEN : ismet alpay MAIL : ismetalpay3333@hotmail.com

* kardeşim mustafa bey sizlerin ve mursal com izleyicilerinin bayramlarını içtenlikle kutlar esenlikler dilerim. 

TARIH :
6/29/2011 4:19:08 PM
EKLEYEN : İsmet alpay MAIL : ismetalpay3333@hotmail.com

* ,,,,,,Ömrün tükensin,,,,,
Sevgiyi anlatacak söz yok dilinde
Bunca zaman çırpınmışsın önümde
Kahrettin beni o kara günde
Gençliğimi geri ver ömrün tükensin

Çehreni bana dön zalim meleğim
Kimsenin aşkına muhtaç değilim
Bunca zaman karşında boşa eğildim
Gururumla oynadın ömrün tükensin


İyileşmek bilmez bendeki yara
Pişman ol geçmişteki günleri ara
Pempe düşlerimi ettin kapkara
Uykum haram oldu ömrün tükensin
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,ismet Alpay
,,,,,, Sebepsiz,,,,,,
Neidi seninle konuştuğumuz
Hayatıma birden daldın sebepsiz
Biliyordun benim garip halimi
Gözlerinle neden güldün sebepsiz

Yaralı yaralı şu yaşlı kalbim
Gördü seni sevdi birden sebepsiz
Senin tatlı sözün güler yüzüne
Hayatını candan verdi sebepsiz

Seviyorum derken seni delice
Sense alay ettin güldün sebepsiz
İnan seviyorum seni deyince
Bir anda mesafe koydun sebepsiz

Dönüşü yok artık bu yolculuğun
Körü körüne bağlandım sebepsiz
Vefasız sevdiğim ben senin için
Yüreğimi ortaya koydum sebepsiz
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,ismet Alpay,,,,,,
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
,,,,,,,Kurbanı oldum,,,,,
Varmı benim gibi yüzü gülmüyen
Çaresiz dertlerin kurbanı oldum
Masum biçareyim hali perişan
D ermansız dertlerin kurbanı oldum

Gözlerlim durmadan sel olur akar
Eller acıyarak halime bakar
Bu hasretlik beni kor gibi yakar
Vefasız aşkımın kurbanı oldum

Yüzüm hiç gülmüyor hasretimdendir
Ettiğin bu zulum nefretinendir
Saçımdakı aklar dertlerimdendir
Acı ve dertlerin kurbanı oldum
,,,,,,,,,,,,,,,ismet Alpay,,,,,
 

TARIH :
6/9/2011 4:49:46 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* ÜZÜLME SMYRNAM

İzmir tarihin bizlere emanet ettiği en nazlı kent.

Egenin incisi, binlerce yıllık tarihi birikimiyle de nice dinlerin, nice kültürlerin yan yana yaşanmışlığının destanlaştığı yer. Hoşgörü, kardeşlik, dostluk kentin bir başka türküleşmiş yanı.

Anadolu uygarlıklarıyla bezenmiş, tarihini Anadolu uygarlıklarıyla süslemiş bu kent neden birilerinin sürekli aşağıladığı, hakaret ettiği, hor gördüğü kent haline dönüştü? Küfrü ahlaklarından, hakareti erdemlerinden, hoşgörüsüzlüğü birikimlerinden alan bu zatı muhteremler neden bu kente söver, neden bu kenti aşağılar neden bu kente hakaret ederler bilinir ama bilinmez.

Gâvur İzmir…
Sümüklü İzmir…
Aman yarabbi o ne koku! Kokmuş İzmir, pislik İzmir…
Faşist İzmir… Zatı muhteremlerin ve kendini bilmez nice hazretlerin bu nazlı kente taktıkları isim.

Otuz yıl sınıf öğretmenliği yapmış bir eğitimci olarak kocaman-kocaman insanların yaptıkları bir takım yanlışları anlarımda, neden küfrettiklerini bir türlü anlayamam… Küfreden insanlarda sadece anlamaya çalıştığım neye küfrederler, kime küfrederler? Küfrettikleri özne kimdir?

Ananı da al git…
Alçak…
Namussuz…
Şerefsiz…
Cibilliyetsiz v.b gibi nice ard arda sıralanmış hakaretler. Hepsinde ki özne de ya kadındır, ya anadır, ya bacıdır, ya da eştir. Bütün bu aşağılamalar kadının üstüne kurgulanmıştır.

Zatı muhteremlerin kültüründe kadın ikinci ya da üçüncü sınıftır. Onun kültürü kadını aşağıladığı için bütün küfürlerinde ve hakaretlerinde kadını hedef göstermiştir.

İzmir’in tarihinden bize kalan ismi Smyrna’dır. Smyrna güzeller güzeli Amazon Kraliçe’si bir tanrıçanın adıdır. Anadolu ismine Smyrna çok yakışmıştır. Ana tanrıcalar aynı zamanda bu toprakların bereket tanrıçalarıdır. Çok tanrılı dinlerde binlerce yıl insanlar bu tanrıçaların ışığı ile aydınlanmıştır. Yollarını bulmuş, karınlarını doyurup mutlu bir hayat yaşamışlardır. Ana tanrıçalar adaletin, paylaşımın, eşitliğin, özgürlüğün, kadın erkek eşitliğinin de yaratıcılarıdır. Hep merak ederim; üstünde yaşadığımız bu güzel coğrafyanın adı neden babadolu, dayıdolu, emmidolu, dededolu değil de Anadolu dur? Bu toprakların sırrı nedir? Bu topraklar gücünü nerden alır?

Sorular soruldukça yaram deşilir der şair. Sorular sorup yaramızı deşmeyelim ama bu güzelim kente, tanrıçamızın adı nazlı kente zatı muhteremlerin ve kendini bilmez yalaka kimi hazretlerin neden küfrettiğini hakaret ettiğini de bilmekte yarar var.

Cehalet karanlığın ve körlüğün adı. Zavallılık cehaletin en büyük çocuğu. Ne yazık ki bu günlerde Anadolu toprakları üzerinde kara bir çul örtülü. Gün ağarmaya başlayınca şafaklar bizlere nice kirlilikleri gösterir.

Küfürbaz yaramaz çocukların kulaklarını ‘ayıptır çocuğum’ diye biri çeker.

Atalarımız ne demiş?
“Kedi ulaşamadığı ciğere kokmuş” dermiş.
Kötü söz kem sahibinindir.
Anaların ve kadınların kutsallığında rüzgâr eken fırtına biçer.
Üzülme Smyrnam…
Üzülme İzmir’im bu günlerde gelir geçer.
Kedi ulaşamadığı ciğere kokmuş dermiş. Ülkeyi yönettiğini iddia eden kimi siyasetçilerde kedi misali ulaşamadıkları kente kokmuş diyorlar. Siyasetçi bu der mi der…
Dilin kemiği yok ki !!!

AŞUR EYLEN
 


[<< Geri] 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 [İleri >>]