ZİYARETÇİ DEFTERİ

TARIH :
9/15/2008 2:04:41 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* BU YOL NEREYE GİDER?


AKP iktidarı altıncı yılını doldurup, yedinci yılına doğru yol alırken ülkenin manzarası hiç de hoş değil.
AKP ilk iktidarında yüzde 34, 22 Temmuz seçimlerinde de yüzde 47 oy alarak milli iradenin sesi olduğunu, milli iradenin üstünde bir başka iradenin olmayacağını söyleye dursun ülkedeki huzursuzluk, güven bunalımı büyüdükçe büyüyor.
Oysa yaklaşık yüzde 47 oy oranı ile iktidara oturmuş bir siyasi parti huzuru ve güveni sağlayabilmeliydi.
AKP iktidarı ne huzuru sağlayabildi, nede güveni.
Altı yıl önce büyük gürültü ve patırtılarla göreve başlayan AKP’de gürültü ve patırtının şiddeti büyüdükçe büyüdü.
Bu gürültünün ve patırtının tek mimarı da başbakandı.
Başbakanı her gün televizyonlarda seyredenler öfkesinin, şiddetinin, saldırganlığının nedenlerini ne anlayabildi, ne de bunlara bir anlam yükleyebildi. Çünkü bu davranışların üstü hep örtüldü. Hep de AKP’nin mağduriyeti ile süslendi.
Başbakan kendinden yana olmayanlara tu kaka edasıyla meydan okuyup savaş açtı.
“Biz milletle uzlaştık” diyerek kendisinin dışındaki kesimlerle uzlaşmamayı alışkanlık haline getirerek, hedefine doğru yürümeyi, politikasının gereği haline dönüştürdü.
AKP’nin büyük çapta ABD’deki Bush yönetiminin bir projesi olduğunu bütün dünya alem biliyor.
AKP’nin kuruluşu, ekonomi yönetimi, siyasal stratejisi, dincilik politikasıyla güney doğu sorununun çözülebileceği sanılıyordu. Aynı zamanda bu strateji ABD’nin AKP’ye yüklediği bir misyondu.
Amerika kendi stratejilerine göre davranabilecek bir iktidarın olabileceği inancını BOP eş başkanlık görevini Başbakan RTE’ ye vererek sifonu çekmeden onu kullanabileceklerini başbakanın danışmanı Cüneyt Zapsu’dan öğrendi.
Irak’ı işgal eden Amerika BOP için Ortadoğu’da amaçlarına ulaştı. Irak’ın kuzeyinde kurdurulan aşiret uydu devletiyle birlikte PKK’da Amerika’nın güvenlik şemsiyesi altına alındı.
Amerika Orta Doğu’da ve küçük Asya Anadolu’da herkesi istediği gibi yönetmeye ve kullanmaya başladı.
PKK’nın terörü her geçen gün dozunu arttırarak Anadolu’da her eve her gün ateşler düşürdü. Şehit cenazeleri toplumun yüreğinde yaralar açarken ağıtlar, çığlıklar ateşin düştüğü yeri yaktı.
PKK terörünün dincilik yoluyla bir yerlere götürüleceğini akıllarının arkasına yazanlar umutlarını ABD’deki Fethullah Gülen’e bağlamıştı.
Dincilik ılımlı bir halde hem ABD’nin hem de AKP’nin sırtını dayadığı bir güvenceydi. Fethullah Gülen’e ABD’de boşu boşuna yeşil kart verilmemişti. Hem ABD’nin hemde AKP’nin politikaları bu zatı muhteremin ve cemaatinin üstünde yürüyordu.
Bunun için adına Abant toplantıları denilen görüşmeler ülkenin birçok yerinde yapılıyordu. Son Abant toplantılarının görüşüleceği yer Diyarbakır’dı. Diyarbakır’da Fethullah Gülen’e ait kurumlar gövde gösterisi yapacaktı.
Diyarbakır’da ki Fethullahçı kurumlar nedense bu toplantıdan vazgeçtiklerini açıklayınca PKK’nın etnikçi terörü ile dincilik arasında kalanların çaresizliği bu hamurun hangi suyu kaldıracağını da ortaya koydu.
Ülkede devlet güvenliğinin güvensizliğe dönüştüğünü sergileyen bu olay Türkiye’nin hangi koşullarda yaşadığını gözler önüne serdi.
AKP iktidarı altı yıllık iktidarında terörü bitireceğine azdırmıştı. Ancak bu gerçek Başbakan’ın umurunda değildi. Güneydoğu, PKK, dinciler ve ABD’nin hikmetine terk edilmişti.
Yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar üç “Y” iddiasıyla ortaya çıkan AKP, yolsuzlukların, yasakların, yoksulluğun odağı haline dönüştü.
Hatay’daki Ali Dibo olayları AKP iktidarının nereye doğru koştuğunun ilk fotoğrafıydı. Dinciliğin yarattığı YİMPAŞ, KOMBASAN, İhlas, Endüstri Holding, beyaz Holding derken dinci ticaretin sermayesi oluşmuştu.
AKP’nin etrafını saran yolsuzlukların en belgelisi Şaban Dişli idi. Şaban Dişli AKP’nin yolsuzluk dişlerinden birini daha çekmişti.
Her yerde dincilik adına yolsuzluk ve soygunlar hız kesmeden sürerken Almanya’daki Deniz Feneri olayı bardağı taşıran son damla oldu.
AKP’nin adı Almanya’daki Deniz Feneri olayında da anıldı.
Bütün bu argümanlarını dincilik üzerine oturtan AKP Anayasa Mahkemesince de laikliğe karşı dinciliğin odağı sabıkasını alınca ortalık iyiden iyiye karıştı.
Bu tabloda huzur ve güvenin oluşması mümkün mü? Ekonomi dışa bağımlı, işsizlik, yoksulluk, açlık, yolsuzluk AKP’nin toplumun önüne koyduğu bir çaresizlik sofrası. AKP iktidarı bu görüntüden başarı kazanır mı, yoksa ülkeyi daha derin bunalımlara mı sürükler bunu kestirmek hiçte zor değil.
Başbakan’ın son meydan okumalarına bakılırsa bu işin sonu ya AKP için bir diktatörlük, ya da AKP’nin hüzünlü bir sonu.
Akla şu soru geliyor. Amerikan projesi ile AB’nin Brüksel sevdasıyla, PKK ve dinciliğin mengenesine sıkışmış ülkemiz nereye doğru gidiyor?
Önümüzdeki günler yaşanacakların habercisi olacaktır.
Buradaki en büyük tehlike bu tutsaklığa karşı toplumun suskunluğudur.
Bunu bir kez daha toplumla paylaşmakta bizim görevimizdir. Çünkü yaşanacak bir başka Türkiye yoktur.


Aşur EYLEN

 

TARIH :
9/8/2008 7:26:19 AM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* AKIL TUTULMASI YAŞIYORUZ

Ülkemiz yine toz duman içinde.
Ne zaman halkın işsizlik, yoksulluk, açlık, yolsuzluk gündemi konuşulmaya başlansa gündem birden bire allak bullak edilip değiştiriliyor.
Ülkenin gündemi yıllardır yolsuzluk ve yoksulluk.
AKP iktidarı da bunun mimarı.
Yolsuzluğu, yoksulluğu, işsizliği, açlığı konuşturmayan da yine AKP iktidarı.
Son günlerin flaş yolsuzlukları; açlığa, işsizliğe, yoksulluğa nasıl mahkum edildiğimizin açık kanıtları.
Şaban Dişli, Gaziantep Belediyesi, Batman Belediyesi,
Geleceğin deprem habercisi Almanya’daki Deniz Feneri yöneticilerinin Alman Savcılığındaki itirafları,
Bunlar sadece buz dağının görülen yüzü.
Araştırmacı gazeteci Tuncay Mollaveyisoğlu, 2007 yılından bu yana Kanaltürk’te hazırladığı “Yolsuzluk ve Yoksulluk” programında bütün bu yolsuzlukları belgeleriyle açıkladı. Yolsuzlukların yüzünü gözünü deşifre etti. Ne yazık ki, Tuncay Mollaveyisoğlu’nun yaptığı bu deşifreyi ne duyan oldu, ne de gören.
Duyması gereken yetkililer birden bire buharlaşıp yok oldu.
Buharlaşan yetkililer söz konusu Kanaltürk olunca ‘Ali Kıran Baş Kesen’ kesildi.
Yetkiyi ele geçiren dinciler, din adına yapılan her türlü olayı kutsal sayıp gurbetçilerimizi bir güzel söğüşleyerek hortumladılar.
Yimpaş, Kombassan, Endüstri Holding, Kanal 7’nin Avrupa Şubesi, Deniz Feneri bu dinci soygunun adı oldular.
Yolsuzlukların mimarları cemaat ve tarikatların içine lök gibi oturarak cemaat ve tarikatları kullanarak yolsuzluklarına kılıflar uydurarak dünyaya açıldı.
Kimi Amerika’da, kimi Avrupa’da din adına kibar, kibar soygunlarını gerçekleştirdi.
Söz konusu din olunca akan sular durdu.
Kimi dosyaların üzerleri sessiz sedasız kapatıldı. Kimi dosyalarda ufak tefek gürültülerle unutturuldu.
Alman Savcılığı Deniz Feneri Derneğinin topladığı yardım paralarını yandaş şirketlerine aktararak kara para akladıkları düşüncesiyle dava açarak Deniz Feneri yöneticilerini tutuklayınca itiraflar ardı ardına geldi.
Dinciler Almanya’da tutuklandı. Ülkemiz karıştı.
Alman Savcılığı Türk hükümetinin Deniz Feneri davasıyla ilgili kendilerine baskı yapıldığını söyleyince de ortalık toz duman oldu.
Dünkü dostlar birden bire birbirine düşman kesildi. Parti kongreleri, televizyon ekranları savaş alanına döndü.
Ülkenin açlığına, yoksulluğuna işsizliğine yolsuzluklarına neden olanlar hangi paylaşımlar üzerinde anlaşamadıklarını bir-bir itiraf etmeye başladılar.
Emeklinin paralarıyla satın alınan otellerin kimlere hangi koşullarla satılıp ranta dönüştürüldüğü ülkenin başbakanının ağzından kamuoyuna açıklandı. Hilton Otellerinin Emekli Sandığına ait olduğunu kaç tane emekli biliyordu?
Deniz Feneri Derneğinin kuruculuğunu yapıp, ülkeye döndükten sonra RTÜK Başkanlığına getirilen Zahit Akman’ı kaç kişi tanıyordu?
Petrol Ofisinin özelleştirilmesinde Aydın Doğan’a yapılan kıyağı kaç kişi biliyordu?
İstanbul Belediye Başkanı, Şişli Belediye Başkanı ve Aydın Doğan’ın yediği yemeği hangi İstanbullu biliyordu?
Emin Çölaşan’ın Hürriyet Gazetesinde atılması emrinin kimler tarafından verildiğini kaç kişi biliyordu?
Kanaltürk televizyonuna ve çalışanlarına yapılan zulme hangi medya grubu karşı çıktı? Suskunluğun ve teslim olmuşluğun adı, televizyonculuk ve gazetecilik sayılmıyor muydu?
Madem her şey konuşulmaya başlandı. Herkes bildiğini açıklamalı.
Sayın Aydın Doğan’ın beni mahkemeye ver demesi yeter mi?
Haydi, gelin hep birlikte bugüne kadar bu ülkenin nasıl soyulduğunu, yetim hakkının kimler tarafından söğüşlendiğini, kimlerin köşeyi nasıl döndüğünü, kimlerin buna aracılık etiğini bilenler bir, bir anlatsın bizler de dinleyelim.
Buna yüreği yetecek bir tek siyasetçi, bir tek medya patronu buluna bilir mi?
Açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, yolsuzlukların bedelini ödeyen insanlarımızın bu kayıkçı kavgasını gören gözle izlemesi gerekir.
Bu ibretlik görüntüler alkışlandıkça körlüğün ve suskunluğun denizinde boğulmaya doğru kulaç atarız.
Bu halk bunca olaydan sonra da uyanmazsa AKP’ye helal olsun demekten başkada çaremiz kalmaz
Şurada seçime kaç adım kaldı?
Halk açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, yolsuzluğa dur diyecek mi?
Bunu da göreceğiz.
Konuşun beyler konuşun, Allah aşkına konuşun.
Susmak size yakışmaz konuşmaya devam.



Aşur EYLEN

 

TARIH :
9/5/2008 3:22:43 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* SUÇ KİMDE EMEKLİM?

“Eyyy! Başbakan, Başbakan
Dünyayı dolaşan
Biraz da Türkiye’de kalsan
Emeklinin feryadını duysan”
Emeklinin maniler arasındaki feryadı açlığın çığlığına dönüştü.
AKP iktidarının kulağı sağır, gözüne perde inmiş, ne duyduğu var, nede gördüğü.
Emekliler bu görmezliğe, duymazlığa maniler diziyor.
Mani kar etmez bu hükümete.
En iyisi davul çalmak,
Davul da çalsan uyanacağı yok.
Zurna da üflesen kulağının dibinde sağırlaşmış bir kere duyması olanaksız.
Hükümet ne emekliyi görüyor, ne çiftçiyi duyuyor, ne de emekçiler gibi yaşıyor.
Görmek, duymak, yaşamak gibi bir derdi de yok.
Emekli dediğin kim?
Cemaat mi, tarikat mı?
Neyin nesi? Kimin fesi?
Sadece bir kuru kalabalık.
Mani de söylesen, davul da çalsan, zurna da üflesen senin derdine hükümetçe bir çare yok.
Haksız da değiller.
“Haydi, ananı al git” dediler.
Çiftçi çılgınca alkışlayıp oy verdi.
“Senin çocuğun da işsiz kalsın.” Dediler.
İşsizler meydanlarda yaşa varol deyip oy verdiler.
“Kar edeni de, zarar edeni de satacağız” dediler.
Kimseler gıkını çıkarmadı. Sessiz sedasız koşar adımlarla oy verdiler.
“Ben pazarlamacıyım, varı yoğu özelleştirip satacağım” dediler.
Özelleşip, özel işsiz kalanlar yaşlısını, hastasını, kucaklarında taşıyarak hep birlikte oy verdiler.
Dini siyasetlerine alet ettiler.
Dindar vatandaşımız gözü kapalı oy verdi.
Yabancılar için Mülkiyet Edindirme Yasasını çıkartıp toprakları pazarladılar.
Zengin olma sevdasına topraklarını satanlar Euro’nun, Doların aşkı uğruna oy verdiler.
Petrol Yasası deyip, ülkenin yer altı zenginliklerini yabancı pazarlarına sundular.
Zenginleşiyoruz, kalkınıyoruz sevdasına tutulanlar sorgusuz sualsiz oy verdiler.
Vakıflar Yasasını çıkardılar,
Biz vakıftan anlamayız. Hakkı olanlar hakkını alsın diyenler oy verdi.
Ağa dediler,
Ağalar oy verdi.
Şıh dediler,
Şıhlar oy verdi.
Din dediler,
Dinciler oy verdi.
Yolsuzluk dediler,
Yolsuzluğa ortak olanlar oy verdiler.
ABD dediler,
Hiç kimse Fethullah’ın orada neden beslendiğini sorgulamadan Fethullah efendileri uğruna oy verdiler.
AB dediler,
Köleleşmek adına Brüksel’in başkent yapılması özlemine oy verdiler.
Daha nice, nice işler yapıldı. Altı yılda ülkenin altı üstüne getirilip, Cumhuriyetin ve Atatürk devrimlerinin taşları bir-bir yerinden oynatıldı.
Yurttaş olma yerine ümmet olabilmenin adına oy verildi.
AKP ikinci kez yüzde kırk yedi ile iktidara getirildi.
Maniler yazıp, davullar çalan emeklim suç kimin?
Bunca verilen oyların içinde emekli yok mu?, işçi yok mu?, işsiz yok mu?, Köylü yok mu?, aç yok mu?, yoksul yok mu?, din ile aldatılıp dinciliğe kapılarını açan dinciler yok mu?
Hükümet senin çığlığını neden duysun?
Sen nasıl olsa kesedeki kekliksin.
Elin oğlu bunun kitabını yazmış.
Her dönem limon gibi sıkılıp, fındık gibi yenilen sen değil misin?
Açlığını, yoksulluğunu, işsizliğini, sömürmesi için siyasilerin ellerine bu gücü verip, yollarını açan sen değil misin?
Ülkenin sömürgeleştirilmesine susan, insanının köleleştirilmesine sessiz kalan sen değil misin?
Bunca yolsuzluğun ve dolandırıcılığın siyasilerce pişkince savunulmasına fırsat veren sen değil misin?
İki gözüm, hükümet dediğin yer manilerle, davullarla, zurnalarla uyanmıyorsa sen uyan artık.
Bu siyasi çılgınlığa bir son ver.
Mart 2009’da yerel seçimler var.
Senin hesap soracağın gün,
Ogün bütün siyasiler uyanık olur, gözleri görür, kulakları duyar.
Maniler o gün anlam kazanır.
O gün davulların gümbürtüsü anlaşılır.
Zurnanın zırt dediği gün o gündür.
Kimden neyi istiyorsun neyi bekliyorsun iki gözüm
Kimi kime şikayet ediyorsun.
Çare sende, umut sende
Sen kendi çaresizliğini kendin çözeceksin,
Mühür sendeyse Süleyman sen olacaksın.
Uyan artık iki gözüm uyan!!!


Aşur EYLEN

 

TARIH :
9/5/2008 9:11:51 AM
EKLEYEN : Arif A.Atay MAIL : aaa@ataymuhendislik.com

* *********************************

DUYURU

DİVRİĞİ VAKFIMIZ TARAFINDAN HERYIL İHTİYAÇ SAHİBİ ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE
YÖNELİK VERİLEN KARŞILIKSIZ BURS BU YIL DA VERİLECEKTİR.
MÜRACAAT SON TARİHİ : 15.09.08
MÜRACAAT YERİ : DİVRİĞİ VAKFI Pirsultan sok. No:18 Sokullu / Dikmen / ANKARA
Tel : 0 312 4807602 - 4807603
Köy Dernek Başkanlarımız aracılığı ile en fazla ihtiyaç sahibi çocuklarımızı tesbit etmek istiyoruz.
Bu konuda destek verecek hemşehrilerimize şimdiden teşekkür eder,saygılar sunarız.


DİVRİĞİ VAKFI
YÖNETİM KURULU


**********************************
 

TARIH :
9/4/2008 5:14:26 PM
EKLEYEN : İsmail Aydoğmuş MAIL : sairaydogmus@hotmail.com

* Dost Doğru Dost Bulamadım Sen Gibi
******************************
Canım dediğim canım alır oldu
Dost doğru dost bulamadım sen gibi
Dost bilip sevdiğim düşmanım oldu
Dost doğru dost bulamadım sen gibi
******************************
Söğüt gibi eğildiler yoluma
Asma gibi sarıldılar koluma
Çok dizildiler sağıma soluma
Dost doğru dost bulamadım sen gibi
******************************
Yedik içtik eğlendik bir sofrada
Yıllar yılı oturduk bir sofada
Taraf olduk çok düğüştük kavgada
Dost doğru dost bulamadım sen gibi
******************************
Ne kadar çok övsem de azdır seni
Bilirim incitmezsin sen seveni
Her zaman verdin insana güveni
Dost doğru dost bulamadım sen gibi
******************************
İsmailim dostları çok severim
Dost için canımı bile veririm
Dostu tanır kıymetini bilirim
Dost doğru dost bulamadım sen gibi
******************************
04/Eylül 2008 Perşembe 23:30
******************************
İsmail Aydoğmuş
******************************

 

TARIH :
8/30/2008 5:51:36 PM
EKLEYEN : hüseyin küçük MAIL : hsyn_divrigi_58@hotmail.com

* ben erşün yani güneyevler köyündendenim sitenizi girdim ve bu sene köyünüzü görme fırsatı buldum gerçekten çok güzel bir köy butun hemserilerimi çok selamlar iyi geceler
 

TARIH :
8/30/2008 4:43:04 PM
EKLEYEN : İhsan YAMADAĞI MAIL : ihsan0644@hotmail.com

* slm canlar çok güzel bir siteniz var emeği geçen dostlara teşekkürler ellerine emeklerine sağlık.Yamadağı fm açtık buradan tüm dostları bekleriz.sitemizi Dost siteler arasına eklerseniz memnun oluruz.ilginiz için şimdiden Teşekkürler 

TARIH :
8/30/2008 4:04:16 PM
EKLEYEN : Abdurrahman Yeşiltaş MAIL : kismetemlak@hotmail.com

* Olağanüstü bir siteniz var çok beğendim. Bende kendi köyümüzün adına birşeyler yapmak istiyorum daha güzel öneriniz varsa görüşlerinizi beklerim. Komşu köyler bölümündeki Bektaş köyü sitesine http://www.kangalbektaskoyu.com ' u eklerseniz sevinirim. 

TARIH :
8/28/2008 8:15:52 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* DİNCİ SÖMÜRÜCÜLERİN MARİFETLERİ


Ramazan’ın yaklaştığı şu günlerde çarşı, pazar ateş pahasına döndü. Fırsatçılar kutsal günlerimizi, kutsal kazançlarıyla buluşturup, karlarının üzerine kar ekliyorlar.
Günümüzde dincilik para ediyor. Din sömürücüleri palazlandıkça palazlanıyor. Onlar için kutsal olan ne varsa sermayeye dönüşüyor. Halk uyutuluyor, aldatılıyor, din adına güzel güzel sömürülüyor.
Bu zulüm Arap Emevi’sinin İslam dünyasına bir armağanı.
Emevi’nin bu çirkin yüzünü İslam dünyasında en iyi kullananlarda ABD, AB ve dinci sömürücüler.
Tarihin karanlığının ışık olarak sunulduğu günümüzde nice karanlıklar prensleri bu yalancı ışıktan mal, mülk, han, hamam sahibi olurken sömürülen kitleler yoksullaştıkça yoksullaşıyor.
Aldatılan, yoksullaşan, açlığın, işsizliğin sofrasıyla karşı karşıya kalan halk ramazanı iki dirhem zeytin, bir dilim peynirle karşılamaya hazırlanıyor. Halkımızın bu hazırlığı açlığını, yoksulluğunu, işsizliğini dinci şükürcülüğü ile buluştururken, dinci baronlar ABD’li ve AB’li dostlarıyla sömürü şenliği yapıyor.
Birbirine zıt iki gazetecinin bu sömürü çarklarının nasıl döndüğünü anlatan yazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Emin Çölaşan-Hürriyet 25 Ocak 2000 tarihli köşe yazısında bakın bu talanı nasıl anlatıyor.
“Birileri Allah’ın adını kullanıp paralar elde ediyor. Holdingler, şirketler kuruluyor, inançlı insanlarımıza kancalar atılarak paralar toplanıyor. Bu amaçla hoca efendiler kullanılıyor. Toplanan paraların belli miktarı cami avlularında komisyon olarak onlara dağıtılıyor.
Allah adını kullanarak milyonlarca dolar para kazanıyorlar. Saf vatandaşlarımıza cami avlularında yaklaşıp, Allah’ın adını kullandıklarında paralar oluk gibi akıyor, o paralar sonra ya bir siyasi partinin adamlarına teslim ediliyor ya da tefecilikte kullanılıyor.
Allah adını kullananların yelpazesi fevkalade geniş. Bularda her yol var: dolandırıcılıktan cinayete kadar. Oyun Müslümanların, müminlerin üzerinde oynanıyor. Ve Türkiye’de milyonlarca gerçek Müslüman, bu kesime tepki göstermiyor.
Allah adına terör örgütleri kuruluyor, vahşi cinayetler işleniyor. Mezar evlerden, toplu mezarlardan cesetler fışkırıyor. Beş, on, yirmi, otuz.
Sivas’ta ülkemizin nice aydını Allah adına diri diri yakılıyor.
Allah adına ortaya çıkan dinci gazetelerde her gün insanlara yalan, iftira, kin ve nefret kusuluyor. Yakası açılmadık küfürler acımasızca yağdırılıyor. İnsanlar, öldürülmeleri için hedef gösteriliyor. Dedikoducu, karanlık suratlı bir yığın adam bir araya gelmiş Allah adına sövüyor, iftira yağdırıyor.”
Emin Çölaşan’ı din dışı bir aydın olarak tanımlayan Mehmet Şevket Eygi bir yazısında bakın neler yazmıyor ki,
1 Temmuz 2003 tarihli yazısında Emin Çölaşan, Mehmet Şevket Eygi’nin yazısını aynen yayınlıyor.
Mehmet Şevket Eygi şöyle yazıyor.
“Sevgili din ve iman kardeşlerim! Biz hepimiz bir ümmet teşkil ediyoruz. Ümmet, en medeni, en olgun, en faziletli en şerefli topluluk demektir. Biz maalesef bir İslam ümmeti olamamışız ve bugünkü acınacak, perişan duruma düşmüşüz. Bizim topluluğumuz şu anda yığınlardan veya sürülerden ibaret bir kuru kalabalıktır.
Biz 1950’lerden bu yana 40 bin cami binası, bu iş için trilyonlarca dolar harcama yaptık. Ama bunlar İslam medeniyet ve kültürüne uygun, güzel, estetik vasıflı binalar olmadı. Bunların mihraplarına geçecek kaliteli imamlar, minberlerine çıkıp hutbe okuyacak kaliteli hatipler, Müslümanları uyaracak kaliteli vaizler yetiştirmeyi düşünmedik. 70 bin camiye hela, imam ve müezzin lojmanları yaptırdık. Onbinlerce camiye kaloriferler yaptırdık. Pahalı klima cihazları taktırdık. Camileri hoparlörlerle, ışıldaklarla, vantilatörlerle doldurduk. Evet, son elli yıl içinde bunlara triyonlar harcadık.
Bütün gücümüzü Kur’an kursu, İmam-Hatip, İlahiyat Fakültesi açmaya sarf ettik. Hesabı yapılsa bunlara akıllara durgunluk verecek miktarlar harcadık. Daha bitmedi. Birtakım din baronları için her yıl milyarlarca dolar para topladık. Bu paraların yerli yerince, akıllıca harcanıp harcanmadığını hiç sorgulamadık, hiç kontrol etmedik.
Ramazanlarda birtakım din cemaatleri beş yıldızlı lüks otellerde bin kişilik ihtişamlı, israflığı, gösterişli, günahlı iftarlar veriyordu. O fücur yuvalarda verilen iftarlar dinimize uygun muydu?
Zengin olan Müslümanların çoğu ipin ucunu kaçırdı, şaşırdı, dağıttı. Milyon dolarlık lüks meskenler, yüz binlerce dolarlık yazlıklar, lüks limuzinler, israf, sefahat, rezalet, gırtlağa kadar çıktı.
Biz; bir sürü hizip, fırka, grup, cemaat ve tarikata ayrıldık ve birbirimizle çekişip tepişmeye başladık. Yığın ve sürü haline gelen onmilyonlarca Müslüman şu anda vahim bir kırsal kesim ve varoş zihniyeti, marjinallik, parçalanmışlık içindedir.
Hazretimiz yanılmaz, bizim cemaatin ulu zatı hata yapmaz, hoca efendi yanlış yapmaz… dedik. Sorgulama yok, hesap sormak yok, kontrol yok. Bu şartlar altında ümmetin işleri elbette kötüye gider.
Bizi mahfedenler, militan din düşmanları değil, içimizdeki din sömürücüsü, din rantı yiyen iş birlikçi hain alçaklardır.”
İşte, size iki yazarın yazısı. Her ikisi de bu ülkenin ekmeğini yiyip, suyunu içenler. Her ikisi de zıtlıklar içinde olsalar bile buluştukları tek nokta dinin sömürülmesi.
Kim sömürüyor dini?
1950’den bu yana dini siyasete alet eden siyasetçilerimiz.
Dinciliği marifet sanıp insanlarımızı açlığa, yoksulluğa, işsizliğe mahkum eden siyasetçilerimiz.
Dincilik adına söz söyleyenler bugün daha güçlü, daha sömürgen, daha bir saldırgan.
Bugün din sömürücüleri her türlü pişkinlikleriyle kutsal dinimizin temsilcileri.
Arap Emevi’sinden edindikleri miraslarla saltanatlar içinde yaşıyorlar.
Bunlara bu saltanatları sunan kim?
ABD dolarının üzerinde “IN GOD WE TRUT” yani “ALLAH’A GÜVENİP DAYANIRIZ BİZ” yazıyor.
ABD, parasının üstündeki bu ifadeyle demek istemektedir ki, ben insanları, dünyayı, sömürdüklerimi iki şeyle aldatırım: PARA, TANRI.
Kiminle?
Müslüman dünyasındaki işbirlikçilerimle.
Ramazan da halkımız iki dirhem zeytinle, bir dilim peynir almakta zorlanıyormuş.
İnsanlar hak ettikleri gibi yaşarlarmış.
İnsanımız ne zaman uyanır, ne zaman din sömürücüsüne dur derse o zaman sofrası şenlenir.
Dinci sömürücüyü alkışlamakla ancak yoksulluğun, açlığın, işsizliğin, yolsuzluğun, rüşvetin her türlü kirliliğin ve karanlığın yolunu açar.
Atalarımız kendi düşen ağlamaz der.
Düşmesini bilen halk kalkar mı? Bunu da göreceğiz.


Aşur EYLEN
 

TARIH :
8/27/2008 6:59:13 AM
EKLEYEN : cemal kocaoğlu MAIL : altayli_35@hotmail.com

* köyümüzde ağaçlandırma başlamış
olduğunu duydum,maddi yardım toplanıyormu,banka hesabı varmı
karınca kararınca yardım etmek istiyorum saygılar 


[<< Geri] 21-30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 [İleri >>]