ZİYARETÇİ DEFTERİ

TARIH :
9/5/2012 7:42:26 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* BİR İZMİR, AYDIN TÜRKÜSÜ


Bir Perşembe günüydü.
15 Mayıs 1919 gelecek çarşambadan belliydi.
Halk sessiz ve üzgün İzmir’in işgalini seyrediyordu.
Kolordu Kumandanı Ali Nadir Paşanın işgal güçlerine karşı gelinmemesi emri ile Türk Kuvvetleri kışlalarına çekiliyordu.
Halk sokaklara, kordon boyuna yayılarak sessizlik içinde işgali seyrederken, İngiliz Birlikleri Karaburun ve Uzunadayı, Fransız kuvvetleri Urla ve Foçaları, Yunan Müfrezeleri de Yenikaleyi kontrolleri altına almışlardı.
Bunlar yetmezmiş gibi Amiral Kaltorp, İzmir Valisi ve Kolordu Kumandanına ikinci bir nota vererek, Mondros Mütarekesinin 7. maddesi gereğince Yunan birliklerinin şehre gireceğini bildiriyordu.
Bütün bunlar olup biterken İstanbul hükümeti bunlara inanmıyordu. Harbiye Nazırı Şakir Paşa bu tür işgal söylevlerine önem vermeyin diye beyanlar veriyordu.
Mavrudis Venizelos’un Rumlara mesajı çok açıktı. “İzmir’i işgale davet edildik.”
Venizelos’ları davet eden kimlerdi? Bu sorunun yanıtını Venizelos yayınladığı beyannamede şöyle veriyordu.
“Yunanistan İzmir’i işgal etmek üzere, barış konferansı tarafından memur edildi. Asırlarca beklenen emelimiz tahakkuk etmiştir. Milletimiz idrak ederler ki, bu karar, konferansı idare edenlerin vicdanında Enosis’in (İlhakın) İzmir’in Yunanistan’a ilhakının yer bulmasından sonra verilmiştir.”
Sözler çok açıktı. İzmir’in işgali kesindi. İşgalci güçler ve Avrupalılar bu kararı çoktan almıştı.
İzmir Valisi İzzet gazetelere beyanlar göndererek bu haberleri tekzip ediyordu. İzmir Valisi İzzet’in o dönemki köylü gazetesine gönderdiği tekzip yazısı şöyleydi.
“Bazı kötü niyetliler, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edileceği tarzında haberler çıkarmışlardır. Bu haberler yalandır tekzip oluna.”
Bu tekzibin ardından İzmir Valisi İzzet’in beyanları ibretlik incilerle devam ediyordu.
“Mukadderatı cihanı tanzim ile uğraşan Sulh Konferansı kendi kararlarını gayet gizli tutmakta iken, bu havadisleri doğru olmak üzere kabul etmek, pek basit düşüncelere has bir mütalaadır. Her halde Sulh Konferansının netice-i mukarreratı gayet adil hane olacaktır.”
Emperyalizmle işbirliği yapan İstanbul hükümeti ve İzmir Valisi Ege’nin işgal edileceğini söyleyenleri neredeyse vatan haini ilan ediyordu.
Muğla ve sahilleri bu söylenceler altında işgal edilirken, Ege’nin şehirlerinden işgal haberleri dalga dalga yayılıyordu. Manisa, Denizli, Aydın ve diğer illerden işgal güçlerinin katliam haberleri halkın yaşadığı kara günlerdi.
İzmir’in işgali yapılan gizli pazarlıkların sonuçlarıydı. Paris’te yüksek konsey 2 Mayıs 1919’da yaptığı toplantı da Lord Corc’un İzmir’in Yunan işgaline terk edilmesi teklifini, Amerika Başkanı Wilson ile Fransız Başkanı Klemanso itirazda bulunmadan kabul ettiler. Diyordu.
Bugün bu yazı nereden çıktı diyenleriniz olabilir. Dün neler yaşandıysa bugünde aynı şeyler yaşanıyor. Sadece farklı olan yer ve zaman dilimi.
Yaşadığımız günler, yaşadığımız yıllar Mayıslı perşembelerden, cumalardan 1919 yılından çok farklı değil. Ülkemiz yolgeçen hanına dönmüş ajanların biri girip biri çıkıyor. Askerimizin başına çuval geçiren katil Amerikalı komutan, CIA başkanı olarak iki senatörünü koluna takıp yeni işgal planlarını görüşmek üzere ülkemize geliyor. Suriye’de Müslüman Müslüman’ı öldürürken İslam’ın bir yanı bayram ediyor. Bir yanı kanlar içinde acılar çekiyor. PKK’ nın kanlı elleri yüzlerce annenin yakasına yapışıp, şehitlerin acısıyla yürekleri yakıyor.On yıldır ülkeyi yönetenler, halkı yalanlarla kandırarak emperyalizmin işgal projelerini uyguluyor.
Bu rezillikler ülke insanımızın suskunluğunda yaşanırken, bizler İzmir’in kurtuluşunun 90.yılını kutlamaya hazırlanıyoruz. Bugünün doksan yıl önceye ne kadar benzediğini o günün dili ve belgeleriyle yazmaya çalıştım bu yazı işte bu gözlemlerin sonucunda çıktı.9 Eylül l922 yılı bu yazının ser çeşmesi oldu.
Bundan sonraki yazılarımda Ege’nin hikayelerine, yaşanmışlığına, yaşanacaklarına yer vererek, Egenin kadim yüzünü yazacağım.
Bu haftaki yazımı Aydın için, İzmir için, gözyaşlarını döken yazanı halk olan, bir aydın türküsüyle bitireyim.


Aydın Türk’ün ana yurdu,
Vermez onu altın ordu
Düşman İzmir’e girerken
Bütün millet ağlıyordu.

Aydın, Aydın güzel aydın
Ah bir kere kurtulaydın

Doğma güneş yasımız var
Git haber ver diyar diyar
Türk’ün kolları bağlandı
İzmir’i ondan aldılar

Aydın, Aydın güzel Aydın
Ah bir kere kurtulaydın

Yaşadıkça Türk evladı
Değişir mi (Aydın) adı
Alem Cenun mu getirdi
Yoksa tarih mi bunadı

Aydın, Aydın güzel Aydın
Keşke yanıp yıkılaydın

Karalar mı giydin bu yaz
Yeşil duvaklı bağların
Her kuşa mesken olamaz
Kartal yuvası dağların

Aydın, Aydın güzel Aydın
Korkma benden ayrılmadın
Bekle geleceğim yarın.
Aşur EYLEN

 

TARIH :
7/6/2012 9:12:05 AM
EKLEYEN : Hüseyin Gazi YALÇIN MAIL : dost_huseyin@hotmail.com

* Böyle güzel bir hizmeti tüm köylülerimize sundugunuz için teşekkür ederim. Sitenin yeni düzeni için hoşgörünüze sığınarak küçük bir eleştrim olacak site ana sayfası güzel ortalı ve hoş bir görünüm ancak linkler asasında dolaşırken site sag tarafta yer alıyor ve sol tarafta oldukca geniş bir boşluk oluşuyor bu bölümlerinde ana sayfa gibi ortalanmış olması daha hoş bir görüntü sergileyeceğini düşünüyorum. 

TARIH :
6/13/2012 4:56:07 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* AKİL İNSANLARIMIZ

Umudumuz, geleceğimiz,
İşimiz, aşımız,
Yarınlarımız
Bir tane siyasetçilerimiz.
Darda kalmaya görsünler
Yetişir çığlıklarına
Ak saçlı Hızırlar.
Pamuk elleriyle,
Tutarlar ellerini,
Şirin dilleriyle,
Söylerler türkülerini,
Ak kalemleriyle,
Yazarlar hallerini,
Akıl küpü
Akil ağabeylerimiz.
Her şeyi bilendir onlar,
Her sorunu çözendir onlar,
Washington portakalı kadar tatlı,
Fransız şarabı gibi mahzende saklıdır onlar.
Obama’nın düşlerinde
Hasret,
Pensilvanya çiftliğinde
Tacirdir onlar.
Gazete gazete dolaşır,
Televizyondan televizyona,
Akıl alan akıl satandır onlar.
Umudumuz, hasretimiz,
İki gözümüz, ışığımız,
Siyaseti bilen siyasetçilerimiz.
Dara düştü şu günlerde,
Ya hak yetiş diye haykırdı meclisten,
Düştü bir ışık önlerine,
Akıllarını akıl,
Fikirlerini bilen oldu.
Ak saçlı,
Pamuk elli,
Obama gönüllü,
Sermaye yürekli,
Pensilvanya düşlü,
Açılımları açtığını sanan,
Çalıştayları satan,
Ermeni semalarından,
Kürt diyarlarına uçan,
Sözcüklerle her türden
Cambazlık yapan,
Emperyalist uşaklığın
Sağdık çağdaş kölesi
Akil ağabeylerimiz.
Ak gönüllü
Akil insanlarımız.
Siyasetçilerimizin umudunda,
Düştüler yine yollara.
Çok gelişmiş akıllarıyla,
Çokbilmiş edalarıyla,
Çözecekler bütün sorunları.
Akıl alıp,
Akıl satacaklar.
Aklımızın tutsaklığında,
Yetmez ama ‘Evet’li
Bir hayırlısı olur mu?
Olur.
Bu göl maya tutar mı?
Nasrettin Hoca misali
Ya tutarsa?
Bir tanecik siyasetçilerimiz , akil insanlarınızla yolunuz açık olur inşallah.

Aşur EYLEN
 

TARIH :
6/8/2012 3:27:56 AM
EKLEYEN : idris kızıltuğ MAIL :

* yunus bey teşşekkürler güzel bi site kurmuşsunuz 

TARIH :
2/10/2012 7:17:04 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* CHP VE KURULTAYLARI


Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri bileşkesinden doğan Halk Fırkası (1919–1923) kurulduğunda henüz Cumhuriyet ilan edilmemişti. Cumhuriyetin ilanından sonra 10 Kasım 1924 günü alınan bir kararla isminin önüne “Cumhuriyet”i koymuş ve Cumhuriyet Halk Fırkası olmuştu.
Mustafa Kemal Atatürk dönemi 1923–1938 yılları arasında 15 yıl sürmüştü. Bu dönemde sadece kuruluşu hariç 3. Olağan Kurultay yapılmıştı.
İsmet İnönü ile başlayan ikinci dönem 1938–1950 yılları arasında 3 Olağan, 2 Olağanüstü Kurultay yapılmıştı.
14 Mayıs 1950 günü yapılan genel seçimlerde CHP’nin 27 yıllık iktidarına son verilmiştir. Yeni başlayan dönemin adı Bayar-Menderes (1950–1960) dönemidir. Bu 10 yıllık süreç içerisinde CHP 7 Olağan, 1 Olağanüstü Kurultay yapmıştır.
27 Mayıs 1960’tan 12 Eylül 1980’e kadar CHP 10 Olağan, 5 Olağanüstü ve 1 de Tüzük Kurultayı yapmıştır.
12 Eylül faşist diktasından sonra 1990 yıllarında yeniden CHP’li yıllar başladı. 1990’lı yıllarda CHP 4 Olağan 2 de Olağanüstü Kurultaylar gerçekleştirmiş. 1990’lı yılları, genel başkanlık meydan savaşlarıyla tüketen CHP iktidar ve itibarını yitirmişti. Milenyum yılları denilen 2000’li yıllarda da ne yazık ki kurultaylarda değişen bir şey olmayacaktır
Yeni milenyumun ilk on yılında CHP 2000 5 Olağan 5 de Olağanüstü Kurultaylar yaşayarak Cumhuriyet tarihine Kurultaylar Partisi namı değer adını yazdırmıştır.
CHP kuruluşundan bugüne 89 yılda 33’ü Olağan, 15’i Olağanüstü olmak üzere toplam 48 Kurultay gerçekleştirmiştir. Yaklaşık olarak her 22 aya bir kurultay düşmektedir.
2012 yılının Şubat 26 ve 3 Mart günlerinde de üst üste iki kez Tüzük Kurultayı yapılacağı kararı yeni CHP adına alınmıştır.
Yukarıdaki tablo CHP’nin kurultaylar tarihidir. Her kurultay kendini yenileyecek sözcüğü kurultayların arkasına önüne sıkıştırılırken AKP gibi Cumhuriyet karşıtı bir zihniyet ne yazık ki ülkenin tepesinde on yıldır terör estirmektedir.
CHP’nin kurultaylar hastalığı ancak ki kendi içindeki kavgayı beslemiş menfaat guruplarının çıkarları, koltuk sevdalısı akılları özgür olmayan liderlerini yaratmıştır. Ne Mustafa Kemal Atatürk’ün tam bağımsızlık anlayışı ne de Cumhuriyet’in getirdiği özgürlükler ve demokrasi anlaşılmıştır. İsmet İnönü ile başlayan sen ben kavgası bütün hızıyla günümüze kadar taşınmıştır.
Cumhuriyetin kurucusu parti sen ben hastalığından kurtulamayınca ne Atatürk devrimleri geliştirile bilmiş ne de yapılan devrimler korunabilmiştir. Sevr’in özlemcisi Hürriyet İhtilaf Partisi ve Terakki Perver Partisi zihniyeti fırsatı iyi değerlendirmiş karargahını da Pensilvanya’ya kurarak karşı devrim hareketini adım, adım gerçekleştirmiştir.
Amerika’nın BOP eşbaşkanlığını kendisine görev edinmiş bir başbakanla, Amerikan Dışişleri Bakanı Kolin Pavel’le dokuz maddelik gizli anlaşma imzalayan bir Cumhurbaşkanıyla ülke gideceği karanlıklara doğru hızla gitmekte. Kitleler aldatılmakta, halk uyutulmakta, dindar gençlik sevdaları, deniz feneri kahramanları, tarikat ve cemaatlerin gizli elleri, suikast iddiaları, madende göçük altında kalanları kadere bağlamaları, Van depremindeki acizlikleri, kozmik oda yoklamaları, KPSS skandalları, darbe mazlumluğu, tutuklanan gazeteciler, yazarlar, bilim insanları, göz göre göre öldürülen insanlar, Oslo görüşmeleri, Habur’lar, KCK derken MİT’in KCK ile ortak çalışmaları, protokoller vb nice olaylarla kahramanlaşan hükümet yöneticileri. Bir büyük trajediyi bir büyük travmayı allayıp pullayıp topluma yutturmaları CHP’nin kurultay hastalığının yarattığı sonuçlarıdır..
Bu karanlık dehlizlerde Cumhuriyetin korunması, demokrasinin yerleşmesi, ülkemizin ve insanlarımızın geleceği için CHP’ne yeniden görev düşüyor. Halk CHP’den değişim ve yenilenme bekliyor.
CHP’nin bunu Şubat ayı içerisindeki Tüzük Kurultayı ile başaracağı beklentisi hem CHP’ne gönül vermiş partililerini hemde seçmenlerini umutlandırıyor.
Ülkemizin karanlıktan kurtulabilmesinin umutlarından biri de CHP’dir.
CHP, kurduğu Cumhuriyeti ve Atatürk devrimlerini korumanın gereğini yerine getirmelidir.
Zaman sen ben kavgasını edecek zaman değildir.
Zaman gericiliğe ve emperyalist işbirlikçilere karşı durma zamanıdır.
Yarın çok geç olabilir.

Aşur EYLEN
 

TARIH :
1/24/2012 11:12:40 AM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* CUMHURİYET HALK PARTİSİ
-CHP-
Günümüzde siyaset mektebinin yüzünü görmemiş, siyasi ahlaktan nasiplenmemiş, kendini beğenmiş nice kibirli siyasetçiler bugününü borçlu oldukları Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun kurduğu CHP’ne söverken geçmişinize bakın, tarihinizle yüzleşin derken ,çamur at izi kalsın. Bilmesende biliyor görün cehaletin yüzü kızarmaz der gibiler.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinden Halk fıkrasına giden yol (1919–1923) tarihleri arasındadır. Bu yol Türkiye’nin ateş çemberidir.
Kurulduğunda ismi “HALK FIRKASI” olan, kurulacağı 6 Aralık 1922 günü açıklanan CHP Türkiye Cumhuriyetinden daha eski bir parti olarak siyasi hayatına başlamıştır.
Halk Fıkrasının, “Halk” sözcüğündeki maksadı köylü ve ameleye dayanan bir sınıf partisi değil, her tabakadan insanı içine alan bir kitle partisi kurma istediğini ortaya koymuştur. Mustafa Kemal sosyolojik bir gerçekçilik olarak sınıfların varlığını reddetmiş değildir. Kaldı ki bu dönemde ne bir işçi sınıfı, nede sınıfının farkında olan bir köylülük vardır. Elde avuçta şıhlığın ve ağalığın gölgesinde ki bir avuç maraba ve Osmanlının kul anlamındaki ümmet topluluğundan başka bir şey yoktur. İşte, Mustafa Kemal bu sınıfların varlığını Halk sözcüğüne sınıflar üstü ve her insanın kişisel yararı için diğerleriyle dayanıştığı bir anlam yükleyerek birliğin beraberliğin yolunu açmıştır.
Halk Fırkasının asıl ruhu tam bağımsızlık ve kayıtsız şartsız milli egemenliktir.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubunun (ARMHG) 9 Eylül 1923’te kabul ettiği 104 maddelik tüzük ile Halk fırkası kurularak 11 Eylül günü yapılan seçimde, TBMM Reisi Mustafa Kemal Fırkanın Umumi Reisliğine, Kütahya mebusu Recep Bey (Peker) ise Katib-i Umumiliğe (Genel Sekreterliğe) getirilmiştir.
Genel Başkan Gazi Mustafa Kemal Paşa (TBMM Başkanı)
Genel Başkan Vekili İsmet Paşa (Başbakan)
Genel Sekreter Recep Bey (Peker) parti divanını oluştururken üyeliklere şunlar seçilmiştir.
Sabit (Sarıoğlu), Celal (Bayar), Cemil (Ubaydın), Refik (Saydam), Saffet (Arıkan), Minür Nusret (Gürelle), Kazım Hüsnü bey ve Zülfü bey’dir.
Halk fırkası amacını şöyle açıklamaktadır.
“1) Milli egemenliğin halk tarafından ve halk için uygulamasına rehberlik etmek”
“2) Türkiye’yi uygar bir devlet haline yükseltmek.”
“3) Türkiye’de bütün kuvvetlerin üstünde kanun koruyuculuğunu hakim kılmaya çalışmak.”
Demokrasi, Çağdaşlaşma, Cumhuriyet.
Halk fırkası 1924 yılında yapılacak Anayasanın 88. maddesinde “Türk” şöyle tanımlanmıştır.
“Türkiye Cumhuriyetini kuran, Türkiye halkına vatandaşlık itibariyle Türk denir” demiş. Aynı zamanda Halk Fırkası Türkiye Cumhuriyetini kuran parti olarak Cumhuriyet tarihini başlatmıştır.
Mutafa Kemal 10 Kasım 1938 tarihine kadar her defasında yeniden seçilmek kaydıyla dört kez Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturmuştur. Bu 15 yıllık dönemde CHP, ideolojik ve örgütsel gelişimini tamamlamış ve bunları altı ok ile sembolleştirmiştir.
89 yılda CHP 32 si olağan 15’i olağanüstü olmak üzere, toplam 47 kurultay gerçekleştirmiştir. Bu durum istikrarsızlık, karmaşa ve kavgadan ziyade CHP’nin “DEVRİMCİLİK” ilkesi gereği kendini yenileyen ve değişen koşullara uyum sağlamak isteyen bir siyasi varlık olduğunu işaret etmektedir.
CHP kuruluş tarihinin bu kısa kesiti hem cumhuriyetin kuruluşu hem de ülkemizdeki demokrasi tarihinin başlangıcıdır. 89 yıldır ülkemizi yöneten bütün iktidarlar bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk’e, CHP’ye hakaret değil teşekkür borçludur.
89 yıllık Cumhuriyet tarihimizin Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşattığı 15 yıllık dönemini çıkarırsak geri kalan 74 yıllık süreç içindeki iktidarlarının ülkeyi kuruluş ilkelerinden ne kadar uzaklaştırıp emperyalizme bağımlı hale getirdiklerini görürüz. 74 yıldır iktidarı elde tutanlar Mustafa Kemal’in 15 yıl içinde başardıklarının yanına yöresine yanaşmayı bir yana bırak var olanları pazarlayarak ülkeyi nereden nereye getirdiklerini bugün ne yazık ki hep birlikte yaşıyoruz. Amerika’ya tamamen biat etmiş bir ulus, etnik ve dini kimliklerini ayrıştırıp birbirini öteleyen maraba ve ümmet özlemi içinde yaşamayı hedefleyen ahmaklar topluluğu.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP’ye çok önemli görevler düşüyor.
CHP’nin kuruluş tarihi böyle bir vizyon ve misyonu Kemal Kılıçdaroğlu’nun ellerine ve yüreğine koyuyor. CHP’nin yeniden seçilecek olan mahalle delegeleri ve önseçim delegasyonu bunu başaracak bilinç ve donanım içinde olmalı.
Yeni CHP’yi oluşturacak delegasyon AKP iktidarını sonlandırıp ülkenin yaralarını saran, CHP içindeki adamcılık hizipçiliğine de son veren anlayış ve inanç içinde olmalıdır.
Zaman yeniden Mustafa Kemal Atatürk ve tam bağımsız Türkiye deme zamanıdır. Birliğin beraberliğin adresi CHP’nin kurulduğu Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kuruluş ruhu olmalıdır. Bu emperyalizmin bir kez daha yenilgisi demektir.
Bu ülkenin yurtseverleri emperyalizme ve karşı devrime dur demelidir.
Bunu başarabilmenin yolu antiemperyalist anlayışın birliğinde aranmalıdır.
Aşur EYLEN
 

TARIH :
1/9/2012 6:59:52 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* YÜRÜYÜN KİM TUTAR SİZİ


Egemen güçler kocaman hiçlerden nice kahramanlar yarattı.
Hiçten kahraman olmaz demeyin, o kadar çok ki.
Egemen bu, doymak bilmez iştahı ile hem dünyayı kirletti hem de tarihi.
Irak’ta, Libya’da, Tunus’ta, Mısır’da, Suriye’de, Yemen’de, Afganistan’da Müslüman baharı adını taktıkları rezillik bunun en yakın tanığı.
Uyuyan Müslüman, ağlayan Müslüman, ölen Müslüman,
Dön ağla, yan ağla, egemen ağan seni pazarda görsün.
Bizdeki pazar yeri bir başka alem, şimdilik korkunun imparator yapıldığı zamandan gelip geçiyoruz. Gık diyenin gırtlağını sıkarken, vık diyeni mahpuslara atıyoruz. Dışarıda dünyayı terbiye ederken, içeride açılımdan kaçanları uçaklarla imha ediyoruz. Üçyüz, beşyüz ölüye bakmadan ileri demokrasimizin iktidarını yürütüyoruz.
Egemen ağam bize yürü ya kulum demiş, yol göstermiş, proje hazırlamış tutuşturmuş ellerimize. Yağan yağmurda, karda, kışta, fırtınada dokuz yıldır yürüyoruz. Hamdolsun projelerde en ufak hata yapmıyoruz. Diyarbakır’ı Ortadoğu’nun yıldızı yaparız diye düşünüyoruz. Açılımlarda bazen yol kazalarına uğrasakta Habur kapılarından geri dönüyoruz.
Önümüzdeki engelleri kıra, döke, döve, söve aşıyoruz. Hiçbir engel tanımıyoruz. Durmak yok yola devam komutunu her engelin başında veriyoruz. Ara sıra büyük yanlışlar yapsakta, yanlışımızı bir başka kabahatle örtmeyi başarıyoruz. Her kusurumuzu hanemize başarı diye yazdırmayı siyasetimizin ana ilkesi sayıyoruz.
Egemen ağamızın projesi gereği sıcak parayla büyüyoruz. Cari açık dedikleri şeyden korkmuyoruz. Bir alıyoruz, beş veriyoruz hamdolsun ayakta kalmayı başarıyoruz. Milli geliri onbinlere taşıyoruz. Aç kaldık, açıkta kaldık diyenlere hiç aldırmıyoruz. İşsizmiş, emekliymiş, köylüymüş, işçiymiş, esnafmış, memurmuş takmıyoruz nasıl olsa bunların bizim değirmene su taşıyacaklarını çok iyi biliyoruz.
Beraber yürüdük biz bu yollarda şarkısını hep bunlarla birlikte söylüyoruz.
Biz nice ömürlerin üzerinde hep baharlar yaşıyoruz.
Egemen ağamın dediğine göre daha çok yürüyeceğiz. Engin denizler, dağlar, ovalar aşacağız. Serin yaylalardan geçip, okyanuslar aşarak Pensilvanya düzlüklerinden şeyhimizin çiftliğine ulaşacağız. Işığında dizlerinin dibine çöküp hep birlikte hasretten ağlaşacağız. Denizleri aşıp tam Almanya üzerinden geçerken deniz fenerimizi yakacağız. Deniz fenerinin aydınlığında Almanya’nın karanlığını aydınlatacağız.
Egemen ağımın dediği dedik, öttürdüğü düdükle Suriye topraklarında çok yıldızlı bayrağı göklere taşıma uğruna koşacağız. 22 ülkenin sınır boylarını tek tek dolaşacağız. İçeride yıldızımızın kaydığını görünce dışarıdaki maharet yüklü kahramanlığımızı kayan yıldızımızın burçlarına takacağız.
And içtik, yemin ettik camileri miğfer, minareleri süngülerimiz yapacağız.
Bizdeki Pazar yeri işte böyle,iki gözüm. Yok diğerlerinden bir farkı, uyuyan Müslüman, ağlayan Müslüman, ölen Müslüman.
Şimdilik Allah’ı Allah’la, Kuran’ı Kuran’la aldatarak dincilik, imancılık oynayarak durumu Pensilvanya’dan idare ediyorlar.
Egemen güçler nice hiçlerle nice kahramanlar yaratmış. Red Kit misali bindirilmişler düldüle ağızlarında çöple dünyayı kurtarırken bir yandan da İslam’ın yumuşak, ılımlı karnını okşatıyorlar.
Okşayın be koca hiçler Allah verdikçe veriyor sizlere.
Şimdilik kim tutar sizi kim!!!

Aşur EYLEN
 

TARIH :
12/31/2011 3:53:08 PM
EKLEYEN : musa çiftçi MAIL : mursal_1972@hotmail.com

* herkesin yeni yılı kutlar .yeni yılın mutluluk sağlık huzur başarı getirmesi dileğiyle MUTLU YILAR 

TARIH :
12/7/2011 11:41:30 AM
EKLEYEN : ismet alpay MAIL : ismetalpay3333@hotmail.com

* ,,,,,, bilemedik,,,
Bir son bahar günü
Kaptırıverdim gönlümü
Yaşadık seninle güzel günleri
Nasıl oldu bilemedik
Delice sevdik birbirimizi
Zaman akıp gittikce
Sevgimiz kenetlendi
Sev diyorlar başkasını
Anlamıyolar,ki beni
Tanımış olsalardı seni
Hak verirlerdi belki
Ömrümün sonuna kadar
Unutmayacağın seni
Nerede olursan ol
Bu kalp senindir bilki
,,,,,,,,,,,,,,ismet Alpay,,,,
 

TARIH :
11/29/2011 5:20:04 PM
EKLEYEN : Aşur EYLEN MAIL :

* DERSİM SEVDASI

AKP hükümeti Van’daki 7,3’lük depremin altında kalıyor.
Van yanıyor, yıkılıyor.
Vanlı çaresiz ölüyor, ağlıyor.
AKP hükümeti ilgisiz, sağır, dilsiz şov yaparak izliyor.
Ülkenin koşulları ağırlaştıkça ağırlaşıyor.
Komşu ülkelerden AKP politikalarına karşı tepkiler arttıkça artıyor.
Libya’dan sonra Suriye’yi köşeye sıkıştıran NATO topluluğu bu işi Arap Birliği ve Türkiye’ye havale ettik diyor.
İran ABD’nin ve Avrupa’nın saldırısı karşısında Malatya Kürecikte kurulan füze kalkanı üssünü vuracağız diyor.
Rusya NATO’nun Malatya’daki füze kalkanının kendilerini tehdit ettiğini söyleyerek Türkiye’yi uyarıyor.
Irak Cumhurbaşkanı Talabani hükümetle PKK görüşmesinin devam etmesini isterken geniş kapsamlı bir affı öneriyor. Hazırlanmakta olan yeni Anayasa’dan da Türk adının çıkarılmasını istiyor.
Ülkenin dört bir yanı cezaevine çevriliyor. Özel yetkili savcılar muhalefet eden kim varsa önüne gelen herkesi sorgusuz sualsiz içeriye atıyor.
İnsanlar sokaklarda, mitinglerde, toplantılarda adalet arayarak “Adalet İstiyoruz” sözünü dağlara taşlara yazıyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşbaşkanı olduğu Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) tıkır tıkır işliyor.
Cumhuriyet, Atatürk Devrimleri ve Mustafa Kemal Atatürk hedef alınıyor.
Ülkemizde ve sınırlarımızda bunca yanlışlıklar olurken muhalefetin bunları halkla paylaşması gerekirken CHP içinden Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün 73 yıl önce yaşanmış Cumhuriyete başkaldırıyı Dersim katliamı olarak ortaya sunuyor. Bu katliamı da CHP’nin yaptığını bunun hesabını vermesi gerektiğini, Fethullah’ın Zaman Gazetesinde kamuoyuyla paylaşıyor.
Onca gündem Van, deprem, füze kalkanı, İran, Suriye, savaş, işsizlik, pahalılık, baskı zulüm, her ne varsa bunlar unutturulup, yer gök dersim oluyor.
Başbakan bu haberin üzerine badozlama atlıyor. Tuncelili olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na CHP tarihiyle yüzleşsin Dersimdeki katliamın hesabını versin diyerek o dönemdeki Cumhuriyet kurucularını ve Atatürk’ü sorgulamak istiyor. Cesaret edemeseler de ileriki tartışmalarda diktatör dedikleri Mustafa Kemal Atatürk’ü hesaplaşma hedefine koyuyor.
AKP’li Bülent Arınç hesaplaşma çıtasını biraz daha yükselterek TBMM İstiklal Mahkemeleri tutanakları da açıklansın diyor.
Ülkenin gündemi değişip yer gök Dersim olunca bilen bilmeyen kim varsa herkes Dersim üzerinden katliamlar profesörü kesiliyor. Başta Başbakan olmak üzere AKP dümeninde kimler dönüyorsa hep bir ağızdan Dersim ağıtları yakmaya başlıyor.
Yaşamlarının her döneminde Dersim ve Tunceli sözcüklerini duyduğunda tüyleri diken diken olanlar Dersim sevdası içinde Seyit Rıza’nın, Sayidi Nursi’nin, Şeyh Sait’in duygusal kahramanlıklarını ve uğradıkları haksızlıkları televizyon televizyon dolaşarak anlatıyor.
CHP’li Hüseyin Aygün gündem değişikliği ile muradına ererken CHP içinde ortaya atılan fitnenin etnik ve dinsel tartışmaları CHP’de tartışılmaya başlıyor. Bu arada yeni Anayasa değişikliği çalışmalarıyla da Türkiye Ilımlı İslam Cumhuriyeti olma yolunda epey yol alıyor.
Başbakan Dersim katliamı diyerek Ders im’lilerden özür dilediği gün şiir okuduğu için kendisini cezaevine sokan yargıçların o malum mezhepten hakimler olduğunu bunların daha sonra CHP’den Milletvekili adayları olduğunu, Dersim kahramanlığı gölgesinde kamuoyu ile paylaşıyor ve dönüp CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “Sen hangi kimlik ve hangi inançtansın” diye soruyor.
Atatürk’ten ve Cumhuriyetten nefret edenler farklı cenahta da olsalar kinlerini kusmak hesap sormak için değiştirdikleri gündemin içinde gönül gönüle oturarak hesap gününü bekliyorlar. AKP gerçek gündemi unutturup Atatürk’e, Cumhuriyete, Atatürk Devrimlerine, CHP’ye, Kemal Kılıçdaroğlu’na, CHP Tunceli Milletvekili olduğunu söyleyen Hüseyin Aygün’ün elleriyle dilleriyle, sözleriyle meydan okuyor.
Karşı devrim cenahında alan memnun, veren memnun, satan memnun, olan Atatürk’e, Cumhuriyet kurucularına ve CHP’ye oluyor. Dersim olaylarını bahane edip, Atatürk’ü hedefe koyarken CHP’ye de veryansın edenler fırsat bu fırsat diye İzmir’de CHP’li Belediyelere saldırıyor. AKP, 9 yıllık iktidarında İzmir deki CHP’li Belediyelerin başarısız olması için hükümet olarak her türlü baskı ve zulmü yapıyor. Dersim çıkarmasının hemen içinden İzmir Büyükşehir Belediyesine ikinci siyasi operasyon yapılarak Büyükşehir Belediyesindeki üst düzeyden ve sendikacılardan oluşan 40’ı aşkın kişiyi kamuoyunun önünde küçük düşürürcesine gözaltına alıyor. İzmir’deki Belediyeleri baskılarla, baskınlarla çalışamaz, hizmet veremez hale getiriyor.
AKP iktidarında Van’da depremin öldüremediği insanları soğuk ve çadırlarda çıkan yangınlar öldürüyor.
Dokuz yıllık AKP politikaları ülkemizi etnik ve dinsel çatışmaların içerisine sürüklerken, o bilinmez karanlığa doğru görmeyen gözlerin seyri aleminde çılgınca sürüklüyor. Sıfır politika diyerek komşularını sıfırlayan AKP politikalarından komşularımız Rusya, Suriye, İran rahatsızlıklarını belerterek Türkiye’yi uyarıyor.
ABD ve Avrupa Orta Doğu’daki çıkarları uğruna ülkemizi AKP’nin elleriyle ateşe atıyor.
Birileri Atatürk ve Cumhuriyetle hesaplaşmak için gün sayıyor. CHP’li Belediyeler baskın, zulüm ve baskılarla çalışamaz hale getiriliyor.
Ülkede AKP’nin faşist diktatörlüğü baskılarını arttırdıkça arttırıyor.
Dincilik faşist yüzünü ABD ve AB bayrakları ile siliyor.
CHP içinde birileri amansızca Dersimi tartıştırıyor.
Ülke bir yerden bir yere savrulurken insan sormadan edemiyor.
BAYRAM DEĞİL SEYRAN DEĞİL
BAŞBAKAN SENİ NİYE ÖPTÜ DERSİMLİ HÜSEYİN!!!???



Aşur EYLEN

 


[<< Geri] 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 [İleri >>]