23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK
VE
ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN!

ZİYARETÇİ DEFTERİ

TARIH :
7/11/2009 3:35:48 PM
EKLEYEN : İsmail Aydoğmuş MAIL : sairaydogmus@hotmail.com

* 25 - 26 Temmuz 2009 Tarihinde
Yüzyılımızın Ozanı Aşık MAHZUNİ ŞERİF in Köyü olan
Maraşın Afşin İlçesi BERÇENEK Köyünde
Ozanımızı Anacağız.
Tüm Dost ve yakınlarımızı Türkülere ve Ozanlara sevdalı dostları bekliyoruz.

İsmail Aydoğmuş
Şair

Bilgi için : www.bercenek.com
 

TARIH :
7/7/2009 12:51:18 PM
EKLEYEN : ozan MAIL : ozan_günaltay02@hotmail.com

* mursal olarak siteyi çok sevdim
ilk buluş tarihim altta yazılı
12.6.2009 

TARIH :
7/5/2009 1:46:26 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* NELER OLUYOR?


Bay Başbakan partisinin il, ilçe, ocak, bucak kongrelerinde durmadan, bıkmadan, usanmadan konuşuyor.
Kafayı CHP’ye takmış. “Bunların geçmişi bereketsiz” “CHP’nin dünü neyse bugünü de o” CHP şöyle, Sayın Baykal böyle vs. vs. vs. Bay Başbakanın lafının önü CHP, sözünün arkası Baykal, çok kızgın gözlerinden ateş püskürüyor. CHP deyince bütün kini açığa çıkıyor. Görüntüsü ve son fotoğrafları bunu gösteriyor gibi.
Bay Başbakan kürsülerde CHP’ye kızgın ve kinli konuşa dursun memlekette bir şeyler oluyor. Bir başka yerlerde birileri bir başka düşlerden söz ediyor.
Bay Başbakan CHP’ ye iş bilmezler, yolsuzlar, yetimin hakkını yiyenler, trilyonları dolandıranlar, askiciler, iskiciler diye nutuklar atarken ekonomi dibe vuruyor.1945’de 2. Dünya Savaşında yüzde 15 küçülen ekonomi, 2009’un ilk yarısında yüzde 13,8 küçülüyor. Ekonomi küçüldükçe işsizlik, yoksulluk, açlık artıyor.
İşsizlik, yoksulluk, açlık halkımızı mutlu ettikçe Bay Başbakanın partisi AKP’de büyüdükçe büyüyor. AKP büyüdükçe Bay Başbakan daha çok konuşuyor.
“Küresel krizi iyi yönetiyoruz. Korkunuz olmasın bu kriz bizim krizimiz değil, bizi teğet geçecek ya da sürtünerek geçecek elbette geçerken hissetmeyeceğimiz kadar küçük bir hasar bırakacak. Türkiye bu krizi en az hasarla atlatacak” cak, cek, cak, cek. Derken yedi yıldır AKP iktidarını yıkmak isteyen hain darbeciler hain planlarıyla tekrar ortaya çıkıyorlar. Darbeci güçler irticayı, Gülen cemaatini ve AKP yi bitirmeyi planlıyorlar”
Vay, vay, vay.
Kıyametler kopuyor.”
Mağduriyetin gözyaşları yedi yıldır sel olup darbecilerin yaktığı ateşleri bir-bir söndürüyor.
Bay Başbakan halkımızın vicdanına sesleniyor. “Bunları yapanları hukukumuzun adaletine şikayet edeceğiz.”
Memleket yedi yıldır bu haberlerle çalkalanıyor. Halkımız açlığını, işsizliğini, yoksulluğunu unutup hain darbecinin imzasını taşıyan belgeyi kutsal cemaat suyu ile yıkanmış medyanın sayfalarından okuyup, ekranlarından izliyor.
Açlık artıyor.
Yoksulluk artıyor.
İşsizlik artıyor.
Darbeciler bir türlü darbe yapamıyor. AKP’de büyücük, büyücük oluyor.
Bu büyücüklüğün gölgesinde Fethullah Gülen Cemaati ABD’den meydan okuyor.
“Bizi kimse yıkamaz.”
“Bunu hayal bile edemezler”
“Gülen hareketinin milyonlarca üyesi ileride Türk halkının azımsanmayacak bir bölümüne yayılacak hayatın her alanında ne kadar örgütlü olduğunu gösterecek.
Bugün belli bir parti, yarın başka bir parti derken ülke içindeki ağlarını ördükçe örecek.”
“Her Türk vatandaşı potansiyel olarak Gülen hareketinin bir parçası olacak vs. vs.”
Aynı günlerde Abant’ta bir platform toplanıyor.
Bu toplantıya hükümet kanadından Bay Bülent Arınç ve Bay Egemen Bağış katılıyor.
Abant toplantıları ülkemizde meşhur mu meşhur. Bu toplantılar Fethullah Gülen’in memleket hasretinden akan gözyaşlarıyla açılıp, burnunu sildiği mendilin kutsallığıyla kapanıyor.
Bu yılki Abant toplantısında “Türkiye’nin demokratikleşme süreci” konusu ele alınarak tartışılacak. Demokrat olmayan bir ülke bir cemaat eliyle nasıl demokratikleştirilecek? Bunlar tartışılıp, görüşülecek ve bir karara bağlanacak.
Bu meşhur toplantıyı Bolu Valisi bir konuşmayla açıyor. Bay Vali bakanların huzurunda öyle bir konuşma yapıyor ki, sanki Türkiye Cumhuriyetinin bir valisi değil, zamanın Bolu Beyi.
Bay Valinin konuşması Bay Bülent Arınç’ı duygulandırıyor. “İşte diyor işte bize böyle valiler gerekli”
Vali beyin gururu okşandıkça duyguları Bay Arınç’ın duygularıyla örtüşüyor.
Abant toplantısından gerekli mesajlar gerekli yerlere ulaşıyor.
Cemaat işlerini kolaylaştıra dursun Kayseri de geçen Mart ayında ilginç bir olay yaşanıyor.
Kayseri 2. Hava İkmal Bakım Merkezi ve Garnizon Komutanı Tümgeneral Rıdvan Ulugüler adına hazırlanmış sahte emirler komutanlığın elektronik sistemine sokuluyor. Sahte emirlerle komutanlığın Doküman Yayın Sistemine (DYS)de giriliyor.
Askeri Savcılık yürüttüğü soruşturmanın ardından Kayseri Hava İkmal Komutanlığında görevli Astsubaylar Ali Balta, Orhan Güleç ve İsmail Dağ’ı gözaltına alıyor.. Balta ve Güleç tutuklanırken her iki astsubayında “Işık Evleri” mensubu oldukları ve lise çağlarında tarikatla ilişkiye geçtikleri anlaşılıyor.
Tutuklanan Astsubay Ali Balta ışık evleriyle ilişkilerini anlatıyor.
“Denizli de lisedeyken 1 yıl kadar ışık evlerine gitmiştim. Astsubay Meslek Yüksek Okuluna geldiğimizde kendi düşüncelerime yakın öğrencilerle arkadaşlık etmeye başladım. Okuldan mezun olurken şu anda ismini vermek istemediğim ve öğrenciliğim sırasında tanıdığım ışık evlerinden bir ağabeyimiz bana Kayseri’ye gittiğimde orada ışık evlerinden kişilerin bize ulaşacağını söyledi. Ben 15 Eylül 2006 tarihinde birliğime katıldım. Birkaç gün sonra Tarık isimli şahıs bana bir iki dakika beklememi söyledi. Şu anki ev arkadaşlarım olan İ.D. ve O.G astsubayları da alarak yanıma geldi. Bize İzmir’den arkadaşları tarafından arandığını, bizlerin telefon numaralarının ve isimlerimizin verildiğini, burada bize kendisinin ağabeylik yapacağını, sorunlarımızı ona anlatmamızı, bizim ile bundan sonra kendilerinin ilgileneceğini söyledi.”
Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığıca yürütülen Işık Evleri soruşturması halen sürüyor. Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında olayın Fethullah Gülen’e kadar uzanabileceği de olasılıklar arasında yer alıyor.
Meclisin tatile gireceği son günün gece yarısı AKP meclisten bir yasa geçirdi. Bu yasa da siviller hangi konularda suç işlerse işlesin mutlak sivil mahkemelerde yargılanmalarının yolu açıldı.
Bu yasa Fethullah Gülen ve benzeri yapılanmalarının askeri yargıdaki soruşturmalarına sivil kalkan oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Bay Abdullah Gül bu yasayı onaylarsa, TSK içinde devam eden Işık Evleri soruşturmasında Fethullah Gülen ismine somut olarak ulaşılsa bile askeri savcılık hiçbir işlem yapamayacak.
Böylece Fethullah Gülen bir kez daha aklanarak Amerika’da ki çiftlik hayatına devam edecek.
Son kopartılan yaygaradaki sahte fotokopi belge ne diyordu? “AKP ve İrticacı Gülen hareketi çökertilerek bitirilecek.”
Vay, vay ki, vay
Ilımlı İslam Cumhuriyetinin aldığı yolun uzunluğuna bakın.
Büyük Orta Doğu (BOP) Projesi işi hangi aşamalara kadar getirmiş.
Sivas Madımak katliamının 16. yılında bağnazlığın ve yobazlığın aldığı yola bakınız.
Sivas canilerine daha dün Refah Partisi toz kondurmuyordu. Onun Adalet Bakanı Şevket Kazan katillerin avukatlığını yapıp cezaevinde ziyaret ediyordu.
Bugün Fethullah Gülen ve cemaati için neler, neler yapılıyor.
Deniz Feneri,
Işık Evleri
İsmail Ağa Cemaatinin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun hac ziyaretinde Atatürk Hava Limanının işgal edilmesi dinciliğin ve cemaatçiliğin, dindar yurttaşımızın yaşamına ipotek koyması.
Genişleyen dincilik, daralan çember, ekonomide iflasın eşiğine gelmiş bir ülke.
Bay Başbakan konuşuyor.
CHP’ye çok kızıyor.
Ortalık cemaatlerin toz dumanından geçilmiyor.
TRT ekranlarında küçük Arthur orucunu bozduğu için gökten inen meleklerce cezalandırılıyor.
Yaşamın bütün ipleri dinciliğin, cemaatçiliğin ellerine bırakılıyor.
Ülkede bir şeyler oluyor.
Neler oluyor?
Ne dersiniz?
Neler, neler oluyor?



AŞUR EYLEN

 

TARIH :
7/5/2009 1:43:44 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* Sevgili Ali Çiftçi'ye Allah'tan rahmet diliyorum. Ağkız Bacının, çocuklarının ve sevenlerinin acılarını paylaşıyorum. 

TARIH :
7/4/2009 10:43:14 AM
EKLEYEN : ozan MAIL : ozan_günaltay02@hotmail.com

* mursal köyü mursal spor da yendiniz tebrikler saygılarmla
dayım soner çınar oralı 

TARIH :
7/1/2009 2:45:09 PM
EKLEYEN : ahmetdehmen MAIL : ahmentdehmen@hotmail.com

* 2 temmuz sivas katliyaminda sehit düsen canlara allahtan rahmet kederli aylesine bassagligi diliyorum ahmet dehmen divrigi mursal der yön kur üyesi 

TARIH :
6/29/2009 3:08:43 PM
EKLEYEN : antalya MAIL :

* resimlere baktım o kadar güzel kı çok özlemişim bir kez daha anladım...yuvaya doğru yürüsem küçük derenin sesi bir yandan 3 yılın hasreti biterdi belki ama ne izin var nede zaman artık songül ün düğününe kaldı herşey :) şimdiden MERHABA... 

TARIH :
6/28/2009 3:44:34 PM
EKLEYEN : ahmetdehmen MAIL : ahmetdehmen@hotmail.com

* müslüm dehmen e allahtan rahmet ve kederli aylesine baş sagligi diliyorum 

TARIH :
6/28/2009 11:43:08 AM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* MYSİA’NIN TÜRKÜLERİNİN SÖYLENDİĞİ YER
AİGAİ

“Işığın düştüğü yerdeki sevdanın türkülerine selam olsun”
Kutsal Şakran’ın aydınlattığı yoldan kavruk Yunt Dağlarını sağınıza alıp kuzeye doğru yolunuza devam ederseniz yüzlerce yıllık ölümsüz zeytin ağaçları, iri gövdeli sevdalarıyla sizi kendi derinliklerine doğru çekecektir.
Yunt dağları Kerbela’nın bir başka adıdır. Susuzluk onun yüreğindeki sızıdır. Canlı öncesi dünyanın lav ve tüflerinden oluşan bu dağlar zemininde su tutmaz. Güzün yaprakları sarı kızıla dönen seyrek meşe ve melengeç ağaçlarıyla kaplıdır. Diğer bir adı çitlenbik melengeç ağaçları aşılandığında Antep fıstığı ağaçlarına dönüşmektedir. Yunt dağları bir sarnıçlar yöresidir. Bu yörede yaşayan insanlar için yağmur biriktirilecek, saklanacak bir nesnedir. Su buralarda bir nimettir. İnsanlar bu nimeti binlerce yıl bu dağın her yanında biriktirmiştir. Bugün Yunt dağlarının kurak yamaçları çobanların yaptığı yeşil yosunlu göletlerle doludur. Yunt dağlarının Kutsal Şakran’a bakan yüzü eğimlerle denize iner. Dağ küçüğü bu tepelerin ardında ulaşılması zor bir dağ kenti vardır. Bu ören kent Aigai’dir. Bugün bu antik kentin bulunduğu yere “Nemrutkale” üzerindeki yakın tepeye de “Gündağı” deniyor.
Aigai
Sarnıçların sözlüsü
Melengeç dilinde
Çitlenbiklerin öyküsü
Yunt dağlarının nazlı gelini
Ege imbatının okşadığı güzel
Dağ küçüğü tepelerinin ardındaki sevdaların türküsü
Bulutların en yakınındaki yeryüzü
Sevgili Aigai
Sessizliğin ortasında suskun
Işığınla aydınlatıyorsun Luvi gönlümü
Luvi gönlümdeki sevda ile sevdim seni
Sevdim seni Aigai.
Aigai bugün bile Anadolu kültürünün soylu bir tanığıdır. İyi işlenmiş taş duvarlarıyla dimdik ayakta duran bir antik anıttır. Aigai dokumacılıkta da iddialıdır. Hatta komşu kentlerle yaptığı anlaşmalarda barışı sürekli kılmanın karşılığında onların dokumacılıkla ilgilenmelerini ön koşul koyarlardı. Savaş yerine barış, barış adına emeğin üretiminin birlikte paylaşımı. Bu bir Luvi kültürüdür. Luvilerin aydınlığı Aigai’nin yüreğindeki barış, kardeşlik, yaşamı bölüşme ışığıdır.
İ.Ö. 2000 li yılların başında Avrupa’nın bilinmeyen derinliklerinden koşup, Balkanlar üzerinden akıp, bugünkü Yunanistan’a ilk gelen Hellen’ler ki onlara “AKHA” da deniyor. İşgal için geldikleri bu topraklarda karşılaştıkları yerli insanlara Pelasgos ya da Lelegos adını verirler. Egenin bu yerli insanlarının Anadolu’nun en eski halklarından Luviler olduğu bilinmektedir. Bu yitik halk Hint Avrupa dil topluluğuna giren bir dil konuşuyorlardı. Onlardan günümüze kalan insanlığın yaşam türküleridir. Luviler, Aluviler, Alaviler, Aleviler dillerini ve sırlarını bu türkülere gizlemişlerdir. Tarih ve türkülerimiz bunun tanığıdır.
Avrupa’da bugün konuşulan birçok dilde, bu anlamdaki bir sözcüğe benzerliğinden ötürü Aigai, palamut meşesi anlamını taşıyabilir. Gerçektende Yunt dağları ve Aigai çevresi meşelerle kaplıdır. Bu kıraç topraklar yaşamak için meşe ağaçlarının köklerine sımsıkı sarılmışlardır. Bu kadim topraklar bitkisiz kalmaktan korkar. Aigai “Meşelerin halkı” anlamına da gelebilir. Bu meşeli yöreye bugün çoban yatağı denmekte, çobanlar bir yaylı yatakmış gibi üzerinde kepenekleriyle birlikte yattığı “Pirnar” çalılarıyla kaplıdır. Güzün yeşilden sarıya, kızıldan kahverengiye dönüşen bir renk cümbüşüyle tahtacı gençlerinin sevdalarını selamlar meşe yaprakları.
Öte yandan tarih öncesi ege kentlerinin birçoğunun adını koyan gizemli Luvilerin dilinde “Aiaka” sözcüğü “toprak ananın yeri” “ana tanrıçanın yurdu” anlamını karşılayan bir sözcükte olabilir. Her şeye kadir Ana Tanrıça ilkyazın başında, yemyeşil çimenlerle, pürtüklü kenger dikenleriyle mor yer sümbülleriyle, sarıçiçeklerle süsler bu toprakları. Aigai, bu bölgede çok önemli kültürel izler bulunan Yüce Ana ile ilgili Aiaka sözcüğünün zamanla değişmiş biçimidir. Ya da değişe, değişe bugünkü bu toprakların adı olmuştur Anadolu. Ana erkil toplum yapısının da en güzel adıdır.
Anlamı hangi dilden gelirse gelsin Aigai, Yunt dağlarının içinde; güney uzağında Ana Tanrıçanın bir başka yurdu Sipylos dağını görür. Batı ufkunda düş gibi dağ çizgileri ardındaki denizi duyumsar. Yırtıcı kuşların yuvasına benzeyen bu güzel kent özbeöz Anadolu kültürünün ürünüdür.
Güzel Aigai, yeryüzünün ilk tarihçisi Bodrumlu Herodotos’un saydığı on iki Aiol kentinden biridir. Aiol, Türkçe “Eyol” okunur. Aiol’lerin kendi aralarında dayanışmak için bir birlik kurdukları biliniyor. Aigai, Anadolu kıyılarında zenginleşen Aiol’lerin deniz kenarında olmayan kentlerinden biridir. Tüm Aiol kentleri deniz kıyısındayken, yalnızca Temnos ve Aigai denizinden uzaktadır. Eski çağda Symirna’dan, İzmir’den deniz kıyısını izleyerek Mysia’ya gitmek isteyenlerin Hermos’u aşabildikleri tek geçittir.
Aigai’de, o güne göre ticarete elverişsiz ama korunması kolay bir sarp dağın üstündedir. Aiol’ler, yurt edinmeye çalıştıkları Kuzey Ege kıyılarını saldırıdan korumak için bu kentlere yerleşmiş ve kalın duvarla berkitilmiş olabilirler. Ya da buraları Aiol’lerden önce de, Pelesgosların yani Luviler gibi yerli halkların barındıkları ve yaptıkları bir yerdi.
Gediz’in ağzında, İzmir körfezinin girişinde Levkai kenti bulunur. Bugünkü Çomaltı tuzlalarının yakınındadır. Hellence adı “ak insanların kenti” anlamına gelir. Levkai, kölelere eşitlik ve özgürlük vadeden erdemli Pergamon’un isyancı prensi Aristonikos’un surları önünde, Romalıları yendiği kenttir. Yıl İ.Ö. 131’dir. “Helipolis” “güneş ülkesi” kurmayı öneriyordu. İnsanlığa Aristonikos.
“Aynı güneş altında, aynı ekmeği eşitçe paylaşmalıydı insanlar” Spartaküs’ün, Şeyh Bedrettin’in, Hallac-ı Mansur’un, Nesimi’nin, Pir Sultan Abdal’ın atasıydı onlar. Zaman büyük özlemlerin zamanı değildi. O nedenle çabuk yenildiler. Bugünlerde tekelerin, malakların, oğlakların dolaştığı isyancı dağlara onlar türkülerini söylediler.
Türkülerden bir demet
Kırmızı gül düştü yanağıma
Ölümsüzlüğün aydınlığında ılgıt-ılgıt esen rüzgarda
Spartaküs kokuyordu
Bedrettin kokuyordu
Mansur’un darında
Derisi yüzülen Nesimi kokuyordu isyancı dağlarda
Pir Sultan Abdal türkülerini söylüyordu.
Hektor’dan Mustafa Kemal Atatürk’e
Anadolu toprakları üzerinde
O nice sevdanın nice destanları yazılıyordu.
Dağların arasında kaybolmadı Aigai. Zaman uyutmadı onu kollarında, bu güzel kent ayağa kalktı yürüdü.
İ.Ö 2. yılda Büyük Bergama Krallığı egemenliğini doğuya doğru genişletince Aigai’nin önemi arttı. Yunt dağlarından Gediz ovasına giden yol işlerlik kazandı. Kent alanı büyüdü, ticaret gelişti. Bugün yosun tutmuş kalın taş duvarları Luvi kültürünün doyumsuz güzelliklerini yaşadı. Aigai, küçük bir Pergamon oldu. Kutlu Pergamon da olduğu gibi Aigai’nin iki yanından iki dere akıyordu. Biri yeşil çağlayanların deresi Seklik, diğeri derin bir vadinin dibinden gürleyen Güzelhisardı. Şarap ve eğlence tanrısı Dionysos’a adanmış üzüm bağlarının bereketini Seklik ve Güzelhisar dereleri taşıyordu. Mysia’lılar taştan oydukları kaplarda çıplak ayaklarıyla ezdiler üzümü. Suyunu, kızıl şaraba dönüşsün diye koca karınlı küplerde dinlenmeye aldılar. Üzümü uyuttular bu kaplarda, kendileri uyumadılar. Gece boyunca ateş önünde dans ettiler, şarkılar söylediler. Sabahın aydınlığında ışığın aşkına sevdiklerine evlenme andı verdiler.
“Ana Tanrıça” nın güzel kenti Aigai’nin Apollon Tapınağı yorgun düşmüş, kalın gövdeli sütunları, pembe andezit taşlarıyla, Güzelhisar çayının kıyısında hala ışık saçıyor sulara. Bu tapınaktan çıkan gözle görülecek kadar yok olmamış antik bir taş yol kent Akropol’undan inen bir başka yolla birleşiyor. Batı’daki yükseltileri aşıp denize Şakran’ın alımlı yarımadasına hasatsız Ege Denizi’ni kucaklayan bir diğer Apollon Tapınağına ulaşıyor.
Bergamalıların egemen oldukları dönemde yeni yapılarla yeniden düzenlenen Aigai Bergama topraklarının Romalıların eline geçmesiyle birlikte varlığını Romanın saltanatları içinde sürdürdü. Roma’dan- Bizans’a derken İ.S 17. yüzyılda Batı Anadolu kıyılarını yerle bir eden o korkunç depremin ardından Ege kıyılarının diğer parlak kentleri gibi Aigai’nin de ışığı söndü. Kent şimdi taş kaldırımlarıyla uzaktan insanı büyüleyen sessizlik içinde, tepede her yanını sarmış Pirnar çalıları, delice ve akıllı zeytin ağaçları, çok renkli meşeleriyle o inanılmaz el emeğini yansıtan yontulmuş binlerce taşıyla bulutların koynunda uyuyor.
Aigai, bugün hem denize bu kadar yakın, hem de kuru dağların arasında kalmış bir ören yeridir. Geçmişin gizemlerini esen rüzgârlara anlatan, şaşılacak derecede sessiz ölü bir kenttir. Aigai bir zamanlar bu topraklarda yaşamış insanların ne denli bir uygarlık yarattıklarını el hüneri ve insan aklıyla biçimlenmiş ve dizilmiş taşlarıyla ne güzel anlatıyor.
Serin Mysia nın hoyrat poyrazı
Kartal yuvasını insan yuvasına dönüştüren güzel
Aigai yi binlerce yıllık sevdasının türküleriyle okşuyor.
Aluvilerin, Alavilerin, Alevilerin, Luvilerin türkülerini söylüyor.


Kaynakça: Sefa TAŞKIN

Aşur EYLEN
 


[<< Geri] 11-20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 [İleri >>]