ZİYARETÇİ DEFTERİ

TARIH :
11/26/2009 11:17:23 AM
EKLEYEN : ali dönmez-ankara MAIL : mehmetselimalpaslan@mynet.com

* tüm mursal halkının kurban bayramını kutlar esenlikler dilerim. 

TARIH :
11/22/2009 6:05:53 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

*
KİMLERİN DOSTUSUNUZ?

“İyi şeyler olacak, güzel işler olacak” sözleriyle başladı açılım.
İşte bu sözlerle düğmeye basıldı.
Düşmanlar dost oldu, dostlar düşman.
El sıkışmam diyenler seksen altı yıllık hasretle buluştular. Ellerini birbirine kenetlediler.
Yüzüç yıllık Amerikan rüyasının kulu kölesi oldular. Birileri yürüyün kullarım dedi. Ellerine tutuşturulan adreslere doğru kullar rap-rap yola koyuldular.
Şimdilik işler tıkırında yürüyor. Kervan istenilen yöne doğru yavaş yavaş gidiyor.
Tarikatların, cemaatlerin,
Şeyhlerin, şıhların,
Hacıların, hocaların,
Ümmeti ulemanın gözü işte bu yolda.
Hazmettire, hazmettire gelen bu kervanın gelişini, irticayı düşlerinin hasretiyle bekliyorlar.
Kabileler, aşiretler,
Ağalar, beyler,
Seyitler, müritler,
Toprak ağaları, marabalar ruhlarındaki köleliğin pekişeceği günü bekliyorlar.
Kervan hazmettire, hazmettire yürürken memleketin dört köşesinde demokratikleşme türküleri söyleniyor.
İrtica ve feodalitenin demokratikleşme türküsünün sazını ABD ve AB çalıyor.
Kürtçülük ve gericilik tey tey halaylar çekiyor.
Cumhuriyet ve Atatürk’le hesaplaşma günü yaklaşıyor.
İrticanın başı Amerika’da bunun hesabını yaparken, Anadolu toprakları üzerinde yirmibeş yıldır Kürt-Türk ayrımı yapmadan insanları öldüren PKK plan gereği ikna ediliyor.
Ülkenin dilinde birden bire kürtçülük etnik özgürlük,
İrtica din özgürlüğü oluveriyor.
Bu özgürlükçü güçler özgürlüklerinin arkasına demokratikleşme sözcüğünü de takarak kürtçü ve irticai demokrasinin yaman devrimcileri oluveriyorlar.
Bu rap rap yürüyüşler bugün başlamıyor. Bu ayak sesleri son Osmanlı padişahı Vahdettin daha 1336 (1920) yılında memleketteki siyasi nüfusunu kaybettiğini görerek milleti hilafeti etrafında toplamak için “TARİKATI SALAHİYYE” veya Müdafai Hukuki Hilafeti Kübra adı ile anılan bir cemiyet kuruyor.
Bu cemiyete girenlere tarihte “Yüzellilikler” deniliyor.
Bu cemiyetin amacı Atatürk’ün kurmuş olduğu devrimci Cumhuriyeti yıkmak, kurulan cumhuriyetin yerine hilafet ve padişah efendileri Vahdettini getirmekti.
Bu fesat unsurlar Kürdistan’a muhtariyet vermek vaadi ile Kürtçüler ve İngilizlerle iş birliği yaparak bu yürüyüşün ilk adımlarını başlatmışlardır.











İrticanın ve Kürtçülüğün isyancı başı Şeyh Sait 13 Şubat 1925 günü güneydoğu’da Ergani’ye bağlı Egil nahiyesinin Piran köyünde ayaklanmayı başlatmıştı.
Şeyh Sait Elazığ ilinin Palo ilçesi halkından olup Nakşibendî tarikatına mensup zengin bir adamdı. Büyük koyun sürülerine sahipti. Cahil halkın dini duygularını sömürmek yoluyla servetini artırmıştı. Sürüleri çok büyüyünce Palo ilçesinin otlaklarına sığmaz oldu. Sürüleriyle birlikte Erzurum’un Hınıs ilçesine göç etti, orada oturuyordu.
Şeyh Sait Birinci Dünya Savaşı sonrası mütareke zamanında kurulan “Kürt Teali Cemiyeti”ne girdi. Bu cemiyetin İngiliz işbirliği ile kürt istiklalini sağlamak ve kurulan Cumhuriyetin yerine hilafeti inşa edip, halife Vahdettini İngilizlerin ve kürtlerin padişahı yapmaktı.
Musul ve Kerkük meselelerinin görüşüldüğü bir zamanda çıkan bu fesat dinci ve kürtçü hareket bastırıldı. Bedeli Musul ve Kerkük ülke sınırları dışında kaldı.
PKK’nın ve İrticanın uzantısı Osmanlı’nın yıkılışı yurdumuzun işgaliyle başlar.
Kurtuluş Savaşında bu şer güçler işgalci emperyalist güçlerle işbirliği içindedir.
Ne kürtçülerin, ne de dinci gericilerin yıldızı yeni kurulan Cumhuriyetle ve onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’le hiç barışmadı.
Emperyalizm yenilip, Anadolu halklarının Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurduğu Türkiye Cumhuriyetinde etnik kimlikleri ne olursa olsun kendilerini Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı görenlere Türk vatandaşı denilir diyerek etnik kimliklerin saygınlığı korunmuş Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı ile halklar arasında eşitlik Cumhuriyetin ana ilkesi olmuştur.
Aşiretler ağalıklarını, topraklarını ve marabalarını ve feodalitelerini kaybedecekleri bilinciyle, dincilerde ümmetten yurttaşa dönüşen insanları sömüremeyeceklerini hilafet ve halifeliklerinin sona ereceği bilinci ile Cumhuriyete karşı başlattıkları savaşı dünkü işbirliği yaptıkları emperyalizmin desteğiyle sürdürüyorlar.
Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümüyle birlikte mandacılar İngiliz ve Amerika ile ilk teması sağlayarak 1946’daki çok partili yaşamla birlikte Bayar, Menderes, Demirel, Milliyetçi Cephe iktidarları 12 Mart, 12 Eylül darbecileriyle kürtçülerin ve İrticanın değirmenine su taşıdılar.
Taşıdıkları suyun enkazından Özal, Çiller, Erbakan, Yılmaz iktidarları çıkarken AKP tamda bir Amerikan Projesiyle ülkenin yönetimine geldi.
Yedi yıldır ülkenin geldiği yer ortada açılımlarla, çalıştaylarla ABD Projesi tamamlanmak üzere. Belli ki belirli güçler bu proje için tam bir işbirliği içinde.
Bu rezalet içinde kürtçüleri anlarım, dinci gericileri de anlarım, kendisine ikinci cumhuriyetçi diyen ahmak liberalleri de anlarım.
Anlayamadığım kendisine sosyalist, komünist, ilerici anlayışını yakıştıranlarla, Kürtçülüğün peşine düşmüş aleviler.
Nereye beyler nereye?
Sizler kimin dostusunuz?
İran uzakta değil. Daha Musaddık’ın ve İranlı komünistlerin kanları kurumadı.













İşte Irak halkları üç beş parçaya bölündü.
İyi şeyler olacak, güzel şeyler olacak sözlerinden sonra toplum hızla Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Romen diye bölünmeye başladı.
Alevi, Sünni sorunu ısıtılıp toplumun önüne konuldu.
Etnik kimlikler, dinsel söylevler halkların birincil sorunları haline dönüştürüldü.
Toplumdaki hoşgörünün yerini çatışma kültürü almaya başladı.
Kürt Türk’e, Türk Kürde,
Alevi Sünni’ye, Sünni Alevi’ye,
Bakış açısını yavaş, yavaş değiştirmeye başladı.
Sular ısıtıldı beyler
Çatışmalar körükleniyor
Bu çirkin oyuna gelecek miyiz?
Yoksa bu çirkin oyunu birlikte bozacak mıyız?
Son söz sizde beyler.


AŞUR EYLEN
 

TARIH :
11/19/2009 1:09:40 PM
EKLEYEN : Muhsin ŞAHİN MAIL :

* Dün yakanlar bugün sevenler oldu.

VALLAHİ şahane bir memleket burası. Eğer ülkenin geleceği umurunuzda değilse çok eğlenebilirsiniz, çok mutlu olabilirsiniz. Hatta bazen öyle olaylar oluyor ki, her şeye rağmen gülebiliyorsunuz.

İşte Onur Öymen'in saçmalaması sonrası olanlar.
Kalabalık bir grup, Onur Öymen'e yükleniyor. Demediklerini bırakmıyorlar.
Ben, gül gül ölüyorum. Niye mi?
Çünkü bugün Alevileri, Onur Öymen'e karşı kışkırtanlar kim farkında mısınız?
Çok değil, birkaç yıl önce Alevileri yakanlar, Madımak Oteli önünde birikenler veya Madımak önünde elinde benzin bidonuyla birikenlerin "avukatlığını" yapanlar, katilleri koruyanlar, kollayanlar, haklı bulanlar şimdi Onur Öymen'in sözleri üzerinden siyaset yapıyor, Alevilere sahip çıkıyorlar.

Doğrusu çok yanılmışız.
Onur Öymen'in sözlerinden sonra anladık ki, dün Alevileri yakanlar aslında Alevi yurttaşlarımızı çok severmiş.
Yakmalarının nedeni ise basit: Sadece iyi pişmiş seviyorlar.


Fatih ALTAYLI

(HABERTÜRK) 

TARIH :
11/18/2009 3:56:38 AM
EKLEYEN : GÜVEN ÇOKER MAIL : gcoker@profilo-telra.com.tr

* Tüm Mursal köylü insanlara selam ve sevgilerimi iletiyorum. Sitenizi zaman zaman ziyaret ediyorum gördüğüm kadarı ile birlik ve beraberliğiniz iyi durumda ne mutlu sizlere , Ziyaretçi sitesine yazı yazan Sayın Aşur Eylen ' e hayranlığımı ifade etmek istiyorum , verdiği emek için kendisini kutluyorum mesleği nedir merak ediyorum.

En güzel günlerin sizlerin olması dileklerimle hepinize saygılar sunarım.
GÜVEN ÇOKER
Zara Müslümabat KÖyü Dernek Başkanı 

TARIH :
11/12/2009 4:22:18 AM
EKLEYEN : tatar erkan MAIL :

* tüm mursallılara sevgiler (mehmet çavuşun torunu) 

TARIH :
11/11/2009 4:35:58 PM
EKLEYEN : ismail sarıtaş MAIL : s_a_r__@hotmail.com

* garip koca ve müslim dehmene Allahtan rahmet diliyorum
kederli ailesine ve tüm mursallıları baş sağlığı diliyorum 

TARIH :
11/8/2009 1:38:04 PM
EKLEYEN : ismet alpay MAIL : ismetalpay3333@hotmil.com

* sevgili kardeşim muhittin aytenin zamansız vefaatı bizleri derinden
üzmüştür,kendisine tanrıdan rahmet,yakınlarına ve sevenlerine baş sağlığı diliyor toprağın bol olsun diyorum, canım kardeşim. 

TARIH :
11/7/2009 2:39:03 PM
EKLEYEN : Muhsin ŞAHİN MAIL : muhsinsu@hotmail.com

* İyi ki yaşıyoruz...


DOMUZ gribi kavgasını -daha doğrusu kafa karışıklığını- sağlıklı bir sonuca vardırmadan karşımıza GDO’lar yani “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar” meselesi çıktı.

Domuz gribinde meselemiz, “Aşıyı yaptırmak mı doğru, yaptırmamak mı?” idi. Bunda “GDO’lu gıda yenir mi, yenmez mi?” oldu.

Ve yine rekorları kırdık.


Tabii “saçmalama” rekorlarını...


Öyle ya, “bakanlığın (pardon kendi bakanının) ithal ettiği aşıyı reddeden yegâne Başbakan” herhalde dünyada sadece bizde var.


Hem “GDO’lu ürünlere ben de karşıyım, şüpheyle yaklaşıyorum. (...) GDO’lu ürün yemem” diyen hem de “hukuki zorunluluk” gerekçesiyle “GDO’lu ürünler yurdumuza girsin, bunu da insanlarımız yesin” diye Yönetmelik çıkartan Tarım Bakanı da ancak bizde olabilirdi!


Hangi yasal zorunluluk sizin Anayasa’nın 56’ncı maddesine göre “sağlığını korumakla yükümlü olduğunuz” halkınızdan önemli olabilir?


Şunun adını doğru koysanız, ”GDO’lu ürünlerini Türkiye’ye satmak isteyen Amerikalı firmaların baskısına boyun eğmeye mecbur kaldık” deseniz daha dürüstçe olmaz mı?


Baksanıza sizin söylemediğinizi Amerikalı Senatör Chuck Grasseley söylemiş. Gerçi o sizin “Hem yönetmelik çıkartalım, hem de GDO’lu ürün girmesini önleyelim” cinliği yaptığınızı sanmış, bu yüzden “Türk pazarlarına Amerikan mısırı ve soya fasulyesi satamayacaklarını” söylemiş ama biz biliyoruz ki şimdi sizin “engel” dediğiniz şeyin ömrü üç gündür.


Kaldı ki yıllardır sakıncalarını bile bile “GDO’lu ürün” ithaline ses çıkarmayan da bugünkü AKP iktidarının hükümetleri değil miydi?


Hoş 1986 yılındaki Çernobil kazası nedeniyle aşırı dozda radyasyon taşıdığı için başka ülkelere satamadığımız 220 bin ton fındığı bu halka -daha da doğrusu okullardaki çocuklarımıza ve askerdeki evlatlarımıza- yedirerek eriten de bu ülkenin hükümeti değil miydi?


Ya aynı şekilde aşırı radyasyon yüzünden devletin bir süre piyasaya süremediği 90 bin ton çayı bu devlet size bize içirmedi mi?


Bu ülkede muhalefet mi var? Hangisinden hesap sorduk?


Anımsayın... Rusya “yüksek oranda ilaç kalıntısı ve nitrat bulunduğu” gerekçesiyle, 2008 yılı yaz aylarında, bizden domates, üzüm ve limon almayacağını bildirmiş, kapılarını kapatmıştı, değil mi?


O “ilaç kalıntılı ve nitratlı” gıdayı bizden başkası mı tüketti?


Siz de bekleyin bizi “yaratandan dolayı” seven bir Başbakanımız var diye.


Sevgi, sizin ölüme giden yolunuzu açmakla mı gösteriliyor?


“Türkler fark edinceye kadar, biz amacımıza ulaşırız” diyen yabancılarla bize sahip çıkmayan yöneticilerimiz sayesinde geldik buraya.

Avrupalıların zehirli atık dolu varilleri Türkiye’de çıkmadı mı?


Bakın petrokok diye bir yakıt var. İçindeki vanadyum nikelin kanserojen olduğu biliniyor. Ama çimento fabrikalarımızda 2.5 milyon ton petrokok yakılıyor. Dumanını çevredeki insanlar soluyor. Onun ithaline de Çevre Bakanlığı izin veriyor.


Hükümetiniz sizi satarsa, kimden davacı olacaksınız?



Oktay EKŞİ

(HÜRRİYET) 

TARIH :
11/4/2009 2:46:11 PM
EKLEYEN : ankaradan ismail sarıtaş MAIL : s_a_r__@hotmail.com

* sayın mursallılar muhuttin aytene allahtan rahmetler diliyorum kederli aylesine baş sağlığı diliyorum
 

TARIH :
11/4/2009 9:02:34 AM
EKLEYEN : İBRAHİM SEVGİ MAIL : ibrahim-sevgi@hotmail com

* muhittin ayten,e rahmet,ayten ailesine ve sevenlerine baş sağlığı diliyorum. 


[<< Geri] 1-10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 [İleri >>]