ZİYARETÇİ DEFTERİ

TARIH :
6/22/2010 9:50:05 AM
EKLEYEN : baran temel MAIL : isil.basak@hotmail

* bu kadar güzel köy varmı :) 

TARIH :
6/3/2010 3:01:27 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* AMERİKANIN KANLI VE KİRLİ ELLERİ


“Devleti devlete çakar
İt gibi pusula yakar
Kan döktürür silah satar
Amerika katil, katil”
Devleti devlete düşüren kim?
Amerika.
Birbirine düşen devletleri uzlaştırmaya çalışan kim?
Amerika.
Bu devletlerin ellerine silahları tutuşturup kan döktüren kim?
Amerika.
Ozana göre katil kim?
Amerika.
“İnsanın alçak sarısı
Küstü dünyanın yarısı
Vietnam’ın pis karısı
Amerika katil, katil”
İnsanlık adına en alçak işleri yapan kim?
Amerika.
Bu alçaklığından dolayı bütün dünyayı küstürüp, sömüren kim?
Amerika.
Daha dün Vietnam da, Hiroşima da, bugün Irak’ta, Ortadoğu’da, Afganistan’da, Filistin’de her tür pis işleri yapan kim?
Amerika.
Filistin’in, Irak’ın, Afganistan’ın Pakistan’ın katili kim?
Amerika.
“Mahsuni der Türk milleti
Kovun gitsin elin iti
Demedim mi? Bunlar kötü.
Amerika katil, katil”
Kim söylüyor bunu?
Ozan Aşık Mahsuni Şerif
Elin itine muhtaç değilsiniz diyen kim?
Ozan Aşık Mahsuni Şerif.
Nereden bilir bunların kötülüğünü? Ozan Aşık Mahsuni Şerif.
Ulusal Kurtuluş Savaşımızın ve Cumhuriyetimizin kurucusu sarı saçlı, mavi gözlü kahramanından, 12 Mart ve 12 Eylüllerde çektiği işkencelerden bu ülkenin kurşunlanan ve idam edilen devrimcilerinden, Maraş katliamından, Sivas olaylarından, Çorum olaylarından ve de Madımak katliamından.
Bütün bu kanlı işlerin içinde ve tezgahında Amerika vardır.
Ülkeyi yönetenler ne Ozan dinlenmişler, ne de Mustafa Kemal.
Küçük Amerika olmanın uğruna her türlü kirli işleri devletin tezgahlarında çevirmişler.
İktidarla devleti ele geçirenler, Amerikanın ellerine tutuşturduğu her türden tertibin, komplonun, tezgahın, senaryonun uygulayıcısı olmuşlar.
Ülkemizde bu kötülükler konuşulmaya, tertipler açığa çıkarılmaya başlandığında darda kalan Amerikancı iktidarlar yeni tezgahlarla gündemi değiştirip, halkı kandırmayı ve uyutmayı başarmışlar.
Alın size son tezgah.
İsrail kim?
1948’den bu yana Ortadoğu topraklarında Araplara ve Filistin halkına kan kusturan terörist bir devlet.
Kimin küçük şımarık jandarması?
Amerikanın.
Hamas neyin nesi?
Filistin halklarını parçalayıp, bölüp kan dökmek üzere kurulmuş bir gerici terör örgütü.
Kuruluşundaki gizli el kim?
Amerika.
El Kaide, Hizbullah vb. örgütler neyin nesi? Kimin beslemesi?
Komünizme karşı kurulmuş Amerikanın İslami güçleri.
Şimdi onlara Amerika, Radikal İslami Terör Örgütleri diyor.
Adını Gazze koydukları özünde Hamas terör örgütüne yardım konvoyu organize eden İHH İnsani Yardım Vakfının ilişkileri kiminle?
Hamas ve El Kaide terör örgütleriyle olduğu biliniyor.
İHH İnsani Yardım Vakfı denilen örgütünün sicilinde neler var?
Bu Vakfın Bosna-Hersek Savaşında çok çalışıp Saadet Partisi durağında durduğu biliniyor.
İhaleler, paralar, pullar derken İstanbul Büyükşehir Belediyesinin İdo gemilerinden biri satın alınıp, komador bayrağı çekiliyor.
Filolar oluşturup, 598 kişiyle Akdenizin sularına İsrail’in vuracağını bile, bile açılınıyor.
Bütün dünyaya biz şehit olmaya gidiyoruz diye yayınlar yapıyor.
Vakit Gazetesi “Gazanız Mübarek Ola” diye başlıklar atıyor.
Devlet teröründen beslenen aptal İsrail, Akdeniz’in derin sularına atılan bu oltayı yutuyor.
Tezgah başarıyla sonuçlanınca Başbakan Recep Bey İslami kahraman olurken İHH İnsani Yardım Vakfının siciline methiyeler yazılıyor.
Herkes hissesine düşen payı ve kazancı alırken orada ölen insanlara yazık oluyor.
Yardım gemileri propaganda gemilerine dönüşüyor.
AKP iktidarı ve sözcüleri bu tezgahı seçim yatırımı için şova dönüştürüyor. Ölüm korkusu ve İsrail’in zulmünü yaşamış insanlar bu şovun kahramanları olarak halka sunuluyor.
İslam dini terörün gölgesinde sömürüldükçe sömürülüyor.
Bütün bu gürültülerin arasında AKP’nin özel yetkili savcıları 76 yaşındaki yirmi yıl önceki Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ı ve Ergenekon’dan suçladıkları aydınların Avukatlarını bilmem kaçıncı dalgayla hukuku etkilemekten tutukluyor.
Ülke tezgahlarla, tertiplerle, komplolarla yönetiliyor.
Amerikanın planları tıkır, tıkır işlerken BOP eşbaşkanlığı şimdilik görevini iyi yapmanın mutluluğunu yaşıyor.
Ne diyordu sevgili Ozan Aşık Mahsuni
İnsanın alçak sarısı
Küstü dünyanın yarısı
Vietnam’ın pis karısı
Amerika katil, katil
Katil Amerikanın uşakları bakalım bundan sonra hangi tezgahın başında olacaklar.

AŞUR EYLEN
03.06.2010
 

TARIH :
6/1/2010 7:30:35 AM
EKLEYEN : okan MAIL : 0kan_0658@hotmail.com

* Deniz gezmiş ve arkadaşları için yazılan şiirler güzel olmuş 

TARIH :
5/25/2010 5:25:48 PM
EKLEYEN : nimet kaya MAIL : nimet_633@hotmaıl.com

* benim ailemde mursallı böyle bir site kurduğunuz için teşşekürler memleketimi hiç görmedim inşallah birgün nasip olur
 

TARIH :
5/14/2010 1:10:42 AM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* TERTİPLER ZİNCİRİNİN SON HALKASI

Türkiye korkular ülkesi oldu.
Korku imparatorları kendi düzenlerini ve sistemlerini kurdu.
Şimdilerde gık diyenin gırtlağını kesiyorlar.
Peki, bu nasıl başladı?
Sözde mağdur edilmişler nasıl mağrur hale geldi?
Kibir ve cehalet nasıl kine dönüştü?
Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanlığı işi nereden nereye getirdi.
Büyük senaryo gereği işe istismarla başladılar.
Önlerine türbanı,
Arkalarına dini,
Sağ yanlarına cemaatleri,
Sol yanlarına tarikatları,
Yüreklerine şeyhleri, şıhları,
Sırtlarına da feodal kürt ağalarını yüklediler.
Dinciliğin ve etnik kimliğin öncülüğünde, Cumhuriyetten ve Atatürk’ten yana ne varsa hepsine teker, teker saldırdılar.
Her şey planlı, programlı ve uzun vadeli düşünülmüş bir senaryoydu.
Senaryonun kırmızı çizgilerinde önce mahalle baskısını yarattılar.
Bu baskılarla sosyal yaşamı kontrol altına almalıydılar.
Bunu tarikatları ve cemaatleri sayesinde başardılar.
Kendileri için tehlikeli gördükleri demokratik kurumlar vardı.
Bunlara karşı psikolojik savaşı başlattılar.
Komplo mühendisliği için karargah odaları oluşturdular.
Telli kulakları sayesinde bütün ülkenin telefonlarını dinlediler.
Gizli telefon dinlemeleriyle herkesin mahremine kadar girdiler.
Gizli kamera ve takip cihazlarıyla elde etmek istedikleri her türden CD, kaset ve sahte belgeleri hazırladılar.
Bunu bir kılıfla sunmalıydılar.
Ergenekon adını verdikleri psikolojik kuşatmayı başlattılar.
Medya, Sivil Toplum Örgütleri, Ordu, Yargı ve Siyaseti hedef alan tezgahları hazırladılar.
Son üç yılda,
Tüm laik kurumları tek, tek örseleyip, hilafet özlemcilerinin düşlediği, ikinci cumhuriyet maskaralığını toplumun umudu haline dönüştürdüler.
Bu tehlikeli süreç önce medyayı hedef aldı.
Laikliği savunan ve AKP’ye muhalefet eden bütün medya kuruluşlarıyla teker, teker hesaplaştılar.
Cumhuriyet Gazetesi,
Kanal B,
Avrasya TV,
Ulusal Kanal ve Aydınlık Dergisinin sahiplerini, yöneticilerini ve yazarlarını tutuklayarak etkisiz hale getirdiler.
Laikliği ortadan kaldırmaya odaklanmış, karanlık odaklar laikliğin sesinin kısıldığına kendilerini, taraftarlarını ve toplumu inandırdılar.
Hesaplaşmanın ikinci sırasında Cumhuriyet yanlısı Sivil Toplum Örgütleri vardı.
İkinci saldırı bu örgütlere yapılmalıydı.
Sendikalar, Atatürkçü gençler yetiştiren ADD ve ÇYYD Cumhuriyet yanlısı dernekler ve onların yöneticileri birer terörist gibi gösterilerek, toplumun gözünde küçük düşürülmeye çalışıldı.
Cumhuriyet mitingleri bu karanlık odakları ürkütmüştü.
Psikolojik savaş danışmanları yapılan baskılar sonucunda toplumun sindirildiğini artık kimsenin Cumhuriyet Mitingleri adıyla sokağa çıkamayacağına kanaat getirdi.
Akıllarınca hedef aldıkları bu alanı da çökertmişlerdi.
Üçüncü saldırı hedefinde için, için kemirdikleri köstebek ve işbirlikçileri sayesinde yıprattıkları Türk Silahlı Kuvvetleri vardı.
Ömrünü terörle mücadeleye adamış, en üst düzey komutandan, general ve albayına kadar hepsini birer terörist gibi göstererek toplumun önüne sundular.
Otuz yıldır PKK ile savaşan onun kanlı katil önderini yaka paça ülkeye getiren kahramanlara terörist damgası vurarak cezaevine attılar.
Uydurma suikast iddialarıyla pervasızca Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kozmik odalarına kadar girdiler.
Stratejik merkezlerin gizli belgelerini ortalara döktüler.
Devlet sırrı denilen olguyu ayaklar altına aldılar.
Kafesti, balyozdu derken yüzlerce generali ve muvazzaf subayı mahkeme kapılarında birer terör suçlusu gibi gösterip, yargıladılar.
Cumhuriyet ve Atatürk’le hesaplaşmayı, cumhuriyeti çökertmeyi düşleyen güçler, Cumhuriyet ve Atatürk Devrimlerinin bekçisi NATO elbisesi giymemiş, KEMALİST Ordununda sindirildiğine toplumu ve kendilerini inandırdılar.
Sırada bütün bu saldırıları engelleyecek, bunlara dur diyecek Anayasa ve Yargı Kurumu kalmıştı.
Dördüncü taarruz bu kurumlara yapılmalıydı.
İlk saldırıda Yargı ve Anayasa, anayasa değişikliği komedisiyle bu kurumları kuşatma altına aldılar.
Dinci ve tarikatçı odakların ülkeyi ele geçirmesine karşı direnen savcıları cezaevine attılar. Tarikatların ve cemaatlerin hakkında soruşturma başlatmalarını terör suçu saydılar.
Yolsuzlukların, hırsızlıkların yargılanması gereğine inanan hakimleri baskı altına alarak mahkemelere çıkardılar.
Cemaatler, tarikatlar ve omların bilumum yandaşları kendilerini yargılayacak güçlerin nefeslerinin kesildiğine halkın da buna onay vereceğine inandılar.
Bütün bu faşizan ve gerici tutuma karşı direnen bir tek kurum kalmıştı.
Bu kurum susacak gibi de değildi.
Bu kurum mutlak susturulmalıydı.
Komplo kozmik odalarında bu büyük senaryonun son hedefi bu olmalıydı.
Cumhuriyet Halk Partisi, onun lideri ve birlikte direnen insanlar susturularak bütün cumhuriyet kurumları son vuruşla bertaraf edilmeliydi.
Cumhuriyet Halk Partisi siyaset sahnesinden silinmeliydi.
Hedef cumhuriyetin en büyük çınarını kökten kesmek, cumhuriyetin en büyük kalesini çökertmekti. Atatürk’ün ikinci eseri CHP’yi çökertirken birinci eseri cumhuriyeti ele geçirmekti.
Büyük Ortadoğu Projesi gereği ağa babaları bunu böyle istiyordu.
Karargah odalarında en son komplolarının bütün ayrıntılarını çirkinliklerinin yüreksizliği ile hazırladılar.
Haysiyetsiz, alçak, kirli elleri harekete geçti. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı “Ergenekon’un Avukatı” ilan ettiler.
Bu kirli pis çamurları tutmadı
Erzincan’daki yobaz tezgahı bozmak isteyen CHP milletvekillerine iftira attılar.
O da tutmadı.
Yobaz kirli ellerin nihai hedefi uzun soluklu bir yok etmenin son hedefindeki CHP di.
Onursuzlar, onurlu insanların onurlarıyla oynamayı yüksek teknolojinin sayesinde başardılar.
İnsanların en mahrem yerlerine, dört duvar arasına, özel hayatlarına hayasızca girmeyi inançlarından saydılar.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a bu çirkin komployu hazırladılar.
Asil ve yürekli insanlar asla bu yobaz sürüsüne teslim olmazlar. Aksine bağnazlığa, yobazlığa, kabalığa ve ilkelliğe meydan okurlar.
Mustafa Kemal Atatürk’ün bunların ağa babalarına meydan okuduğu gibi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’da yüzyıl ötesi direniş kültürünün onurlu dik duruşuyla karanlığa teslim olmayacağını haykırırken “Teslim olmuyorum, meydan okuyorum” diyerek Atatürk’ün ve cumhuriyetin sahipsiz olmadığını haykırıyordu.
O halde her türden bağnazlığa, yobazlığa, kabalığa, ilkelliğe ve ortaçağın her türlü karanlığına teslim olmamak için yapılacak bir tek şey var.
Mustafa Kemal Atatürk’e, kurduğu Cumhuriyete, devrimlerine ve CHP’ne sahip çıkmak,
Onu genç kadrolarıyla daha ileri götürmek,
Yarın çok geç olmadan,
Yobaz sürüsü ve işbirlikçileri daha çok yol almadan,
Hemen şimdi.



Aşur EYLEN
13.05.2010
 

TARIH :
5/7/2010 6:17:37 AM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* DENİZ GEZMİŞ


6 Mayıs 1972
Sabahın şafağı sökmemişti,
Deniz’in kolları arkadan bağlıydı.
İki gardiyan iki kolundan kavradı,
Hadi dediler…
Deniz, dimdik yürüdü…
İki gardiyan arasında çok metin gitti.
Avluya çıktı.
Darağacı avlunun karşı duvarına yakın bir yerdeydi
Masaya çıktı,
İpin dibinde bir tabure vardı.
Deniz tabureye kendisi çıktı.
Tepeden sarkan ilmiği boynuna kendi geçirmek istedi,
İlmik sıkılmıştık, dardı.
Cellat ilmiğin halkasını genişletti.
Deniz’in boynuna taktı.
Deniz gür sesiyle bağırıyordu.
“YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE…”
İnfaz savcısı çek-çek diye uludu…
Cellat arkadan tabureye ayağıyla vurdu.
İnfaz savcısı, masayı çekin altından diye bağırdı.
Masayı çektiler…
Deniz gitmişti.
Tam karşımdaydı…
Saat 01:25 ti…
Doktor nabız kontrolü yaptı.
Saat 02.15 ti
Ölmüş dedi…
Birden bir çırpınış sesi, kalabalıkta şaşkınlık yarattı.
Başla hızla sesin geldiği yöne döndü.
Yüzlerden bir ürperti geçti.
Duvarın çıkıntısında düşmemek için kanat çırpan bir güvercindi.
Özgürlüğün sevdalısı DENİZ’i selamlıyordu.

YUSUF ARSLAN

6 Mayıs 1972
İnfaz savcısı doktorları çağırdı.
Yusuf başgardiyan odasında, Deniz’in oturduğu sandalyede oturuyordu.
Deniz’in sesini duydum dedi.
Savcı doktora asılmasına engel bir rahatsızlığı var mı dedi?
Yusuf “hiç bir şeyim yok. Sanki olsa asmayacak mısınız “ dedi…
Savcı her zaman ki çirkin sesiyle Yusuf’u bekletmeyelim dedi.
Ceplerini boşalttılar.
Yusuf’un cebinden 17 lira 25 kuruş çıktı.
Kağıda sarılı ikinci paketi açtılar.
İkinci beyaz ölüm gömleğini Yusuf’a giydirdiler…
“Bu gömleği giydirmeden asamaz mısınız” dedi Yusuf
Usul böle dedi savcı..
Ayaklarındaki prangaları çözdüler.
Kolları Deniz gibi arkadan bağlıydı.
Yusuf yerinden doğruldu.
Yanımızdan geçerken hoşçakalın dedi bize
Sustuk.
İki gardiyan arasında oda yürüdü dimdik.
Darağacı hazırlanmış, tazelenmişti…
Tabure masasının üstüne yerleştirilmiş, tepeye yeni bir urgan bağlanmıştı.
Yusuf masaya, oradan da tabureye çıktı.
Geçirdiler ilmiği boynuna
Bu kez ilmik tek katlıydı.
Yusuf gür, yürekli bir sesle son sözlerini söyledi
“Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu uğrunda şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz, biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerika’nın hizmetinizdesiniz. Yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm…”
Sözünün sonunda İm’i tamamlayamadı.
Yine o uğursuz çatlak ses çek- çek diye bağırıyordu.
Cellat tabureyi hızla itiverdi…
Yusuf urganın ucunda boşlukta sallanıverdi.
Kollarındaki kelepçeyi çözdüler.
Kolları iki yana sarktı.
Doktorlar yaklaşıp yokladılar.
Biraz daha bekleyelim dediler.
Saat 02.50 ye kadar beklediler.
Urganı kesip Yusuf’u alıp götürdüler.

HÜSEYİN İNAN

6 Mayıs 1972
Başgardiyan odasına Hüseyin’i getirdiler.
Bildiğimiz Hüseyin’di. Her zaman ki Hüseyin…
Bir sigara içip içmeyeceğini sorduk.
“İçeyim” dedi.
Ayaklarında ki lastik ayakkabılarını gösterdi.
“Mamak ta cezaevinde ayakkabılarımızı giymeye dahi fırsat vermediler.
Ayakkabılarım cezaevinde kaldı. Onlara hediyem olsun.
Bunları söyleyin babama üzülmesin.
Ayağında doğru dürüst bir ayakkabısı dahi yok demesin.”
Üzerinde kazak vardı.
Hüseyin’in ailesinde alevi dedesi vardı.
Arkadaşları bu yüzden ona dede diye çağırırlardı.
Dedenin ayaklarındaki prangalar çözüldü.
Savcı idam kararını okudu.
Bu karar sana mı ait, bu karara bir diyeceğin var mı dedi?
Hüseyin savcıya baktı gülümsedi.
Bekletmeyelim Hüseyin’i dedi savcı.
Ayağa kaldırdılar.
Ceplerini boşalttılar.
Onun üzerinden de 21 lira 95 kuruş çıktı.
Sonra kağıda sarılı üçüncü paketi açtılar.
Üçüncü beyaz ölüm gömleğini.
Hüseyin’e giydirdiler.
Savcı haydi Hüseyin dedi.
Hüseyin yanımızdan geçerken,
Bize döndü “Hadi Eyvallah” dedi…
Oda dimdik yürüdü.
Biz de ardından yürüdük. Avluya çıktık.
Sehpaya doğru ilerledi…
Masanın üzerine çıktı. Durdu.
Tabureye çık diye bağırdı savcı…
Hüseyin savcıya döndü.
Yüzüne tükürür gibi,
“Sabırlı ol çıkacağım” dedi.
Ve tabureye çıkmadan,
Masanın üzerinde,
Yürekli bir sesle bağıra- bağıra son sözlerini söyledi

“Ben hiçbir kişisel çıkar gözetmeden ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için savaştım. Bu ana kadar bu bayrağı şerefle taşıdım. Bundan böyle bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler. Yaşasın devrimciler. Kahrolsun faşizm dedi” dedi.
Tabureye çıktı.
İlmiği boynuna geçirdiler.
Vurdu tekmeği Hüseyin tabureye…
Olmadı.
Bir daha vurdu.
Bu kez devirdi tabureyi.
Urganın ucunda bir kez döndü.
Tıpkı Yusuf gibi arkasını döndü oradakilere.
Öylece kaldı.
Saat 03.00 tü
Eller çözüldü.
Nabız yoklandı.
Saat 03.25 de
Urganı kestiler..
İndirdiler.
Hüseyin’i de alıp götürdüler…


“TAM BAĞIMSIZLIK MUSTAFA KEMAL’DEN ARMAĞANDIR BİZE
MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜN BAŞLATTIĞI TAM BAĞIMSIZLIK YÜRÜYÜŞÜNDE IŞIKLAR SAÇARAK YÜRÜYENLERE SELAM OLSUN.

SELAM OLSUN DENİZ GEZMİŞ’E
SELAM OLSUN YUSUF ARSLAN’A
SELAM OLSUN HÜSEYİN İNAN’A
SELAM OLSUN ONLARIN YOLDAŞLARINA
SELAM OLSUN TAM BAĞIMSIZLIK SEVDASINI YÜREKLERİNDE TAŞIYANLARA

ANILARI İNANÇLARIMIZ
SEVDALARI TÜRKÜLERİMİZ OLSUN….



Aşur EYLEN
06 Mayıs 2010 Perşembe
 

TARIH :
5/3/2010 3:29:34 PM
EKLEYEN : Muammer Erdem MAIL : erdemmuammer@hotmail.com

* Ben mursal doğumluyum ama görmek nasip olmadı.Tuzluçayırın ilk muhtarı Ahmet Erdem'in oğluyum.Emekli Malmüdürüyüm.Herkese saygılar 

TARIH :
5/3/2010 1:37:15 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* BEKLE BİZİ ANNE


Anne…
Hava ağır mı ağır,
Gece yorgun ve dumanlı,
Bak işte bir yıldız kaydı,
Milyonlarca yıldızdan biri,
Şunlarda beyaz atlılar,
Kayan yıldızın ardından gittiler.
Bir daha dönmemek üzere şafakta kayboldular.
Beyaz atlılar yüreklere düşen bir ateşti anne.
Bir büyük kor ateş,
Yangın yeri gibi,
Zalimce bir zulüm
Yıldızlarsa
Gençlerin en güzeli,
En yiğidi,
En soylusu,
Nice umutların taze fidanları,
Nice kızların yürek hoplatanı,
Nice nişanlının taze nişanlısı,
Nice annenin bir tanesi,
Kara gözlüsü, yeşil gözlüsü, mavi gözlüsü, zeytin gözlüsü.
Onlar ki binlerce kahramanlar,
Birer, birer yıldız gibi kayıp,
Beyaz atlarına binip gittiler anne.
Üşüyorum anne, üşüyorum
Buralar çok soğuk.
Bana bizim oraları anlat.
Sevdiklerimi,
Mahallemi,
Arkadaşlarımı anlat,
Seni düşlerimde görüyorum anne.
Sıcaklığınla sar beni,
Üşüyorum,
Oğlun AHMET EYCE, yüreğinin sıcaklığını çok özledi anne.
Annem benim.
Yüreği kor ateşli annem,
Yalnız değilim.
Bak işte KEMAL
Binlerce Kemallerden biri









Kemal deyip geçemem,
Soyadı gibi KOÇYİĞİT,
Taze mi taze,
Henüz bir yıllık evli,
Lale Koçyiğit sevdiceği,
Ağıtlar yakıyor destansı,
Beni bırakıp nereye gidiyorsun?
Beni yalnız bırakıp
Nereye, nereye gidiyorsun Kemal’im,
Ağıtlarım gizli kalsın,
Şerefsizler duysun istemiyorum Kemal’im,
Kim bu şerefsizler anne kim?
Kimin maşası,
Kimin uşağı,
Kimin kahpesi,
Kimin beş para etmezi anne?
Herkes biliyor bunları anne, herkes biliyor.
Bu suskunluk,
Bu kanıksama,
Bu körlük, bu sağırlık,
Bu duyarsızlık,
Öldürüyor bizi anne.
Bir ADEM vardı,
Soyadı gibi ŞİMŞEK mi ŞİMŞEK
Henüz 21 yaşındaydı.
Şafak 18 gün diyordu.
Kanlı pusu,
Dumanlı günde geldi.
İt dumanlı havayı severmiş anne,
Alasına düşmüş yavuz iti,
Sevdiklerinden aldı götürdü
ADEM ŞİMŞEK’İ
O,
Annesinin bir tanesi,
Babasının bir tanesi,
Bacısının bir tanesiydi.
Bu dumanlı yer neresi mi anne?
Tunceli’nin, Nazimiye ilçesinin, Sarıyayla Köyü,
Köy şirin mi şirin,
Adının Sarıyayla olduğuna bakma
Gerçekten yayla mı yayla,









İnsanları korkutulmuş, susturulmuş, incitilmiş,
Yılların yorgunluğu üzerlerinde,
Buralar işte böyle bir yer anne,
Buralarda yalnız değiliz.
Soyadı gibi ÖZÜBERK bir komutanımız var.
HASAN ÖZÜBERK.
18 yıllık kıdemli bir Başçavuş.
Bir yıl önce İzmit’ten buralara gelmiş.
Evli, iki çocuk babası,
Emekliliğine iki yılı kalmış,
Yiğit mi yiğit,
Puslu havayı seven katillerin belalısı,
Komutanların hası,
Sabaha kadar, ön mevzide katillerle çarpıştı anne.
Komutanımız da bizimle,
Üzülme,
Ağlama anne.
AHMET EYCE’den, ADEM ŞİMŞEK’ten, KEMAL KOÇYİĞİT’ten, komutanımız HASAN ÖZÜBERK’ten Sivas’a ve Türkiye’ye selam söyle anne,
Yaralı arkadaşlarımıza iyi bakın anne,
Üzerlerine ölü toprağı serpilmiş, kan uykusuna yatmışları Kuvva-yi Milliye şehitleriyle birlikte uyandırmaya geleceğiz
Bekle bizi anne.



AŞUR EYLEN
03.05.2010
 

TARIH :
4/24/2010 1:34:57 PM
EKLEYEN : Aşur Eylen MAIL :

* HALK ÇOĞUNLUK MU?

Hasan Hüseyin Korkmazgil.
Şair yanımız, şiirin atası, aydınlığımızın ışığı, gören gözümüz, duyan kulağımız, tutan elimiz.
“Temmuz Bildirisi” şiir kitabındaki “Masal Korkusu” şiirinde aydınlanmamış, biat etmiş, korkutulmuş, uyutulmuş yanımızı ne de güzel anlatıyor.
Açlığı, işsizliği, yoksulluğu her türden yokluğu yaşayan halkın kendisini uyutarak, yalanlarla kandırarak sömürenleri ne güzel anlatıyor.

“BEN BU KAPILARI BİR BİR AÇARIM AÇMASINA AMA KIRARIM
ŞEHZADELERLE GİTTİ ÖLÜ DEVİN ALTIN ANAHTARLARI
MASALLARA DÖNÜK YÜZLERİNDE O HİÇ EKSİLMEYEN KAYGU
O DONUK MAVİLİĞİ MASAL CENNETLERİNİN
BIRAKIN! İŞTE GÖZLERİNİZ ALIN İŞTE YUMRUKLARINIZ
AMA SİZ APTALSINIZ APTALSINIZ
BİRGÜN MASALLAŞIRSAM GÖRÜN İŞTE CÜCELİĞİMİ
AKTIKÇA BÜYÜYEN SULARDI BENİM ŞARKILARDA ARADIKLARIM
BEN BU KAPILARI BİR BİR KIRARIM AMA SİZ KORKAKSINIZ
DAHA ÇOCUK BİLE DEĞİLSİNİZ SİZ
DEVLER ÇİZERSİNİZ ALTIN SARAYLARIN KAPILARINA
SONRA DURUP AĞLARSINIZ AĞLARSINIZ
BU KAN SİZİN KANINIZ
EVET, AMA YA SİZ KİMSİNİZ
NEDEN BÖYLE YORGUNSUNUZ NEDEN BÖYLE ALDATILMIŞ
ALICI KUŞLAR DÖNER ÜRPERTİLİ ETLERİNİZE
MUMYALARIN GÖLGESİMDE PİRAMİTLER DİKERSİNİZ
ATI OTSUZ İTİ ETSİZ BIRAKIP GERÇEK SARAYLARDA
SÜRÜLERLE KAÇARSINIZ KAÇARSINIZ
AKTIKÇA BÜYÜYEN SULARDI BENİM ŞARKILARDA ARADIKLARIM”

Şair böyle diyor.
Bizlerse açılımların uğursuz gölgeleri altında dolaşıp duruyoruz.
Her gün aldatılıyoruz.
Her gün uyutuluyoruz.
Her gün inandırılıyoruz.
Halkın meclisinde tek bir adama yaşını başını almış onca insanın biat ettiğini de gördükçe doğrusu ürperiyoruz.
Şair ne diyordu?
“Devler çizersiniz altın sarayların kapılarına”
Evet, halen devlerin resimlerini bizler çiziyorsak yaşını başını almış adamların biat etmesinden doğal daha ne olabilir ki.









Çizdiğimiz resmin altına şu notu da düşmeyi ihmal etmiyoruz.
“Karizma sahibi (o neyse?). Karizması yüksek adam” vs. vs.
Bir başbakan düşünün ki yedi buçuk yıldır önüne geleni azarlıyor, önüne geleni aşağılıyor, önüne gelene hakaret ediyor ve hala birileri ona karizma sahibi, karizması yüksek adam diyorsa şair ne desin.
Altın sarayın kapılarını biz açmıyor muyuz bu hak etmemişlere.
Açılımların uğursuz gölgelerinde oradan oraya koşuyoruz.
Yumurtalar, taşlar yumruklar havalarda uçuşuyor.
Muhalefete tezgahlar kuruluyor.
Vekilliği düşürülmüş Ahmet Türk yumruklanıyor.
Şehit cenazesinde AKP’li bakanın burnu kırılıyor.
Şehit cenazeleri üçer beşer gelmeye devam ediyor.
Terör ülkenin derinliklerine doğru tırmanıyor. Otobüsler yakılıyor, duran araçlar kundaklanıyor.
Gerginlikler kin dolu duygularla geriliyor.
Ekonomi borcu borçla kapatıyor.
İşsizlik insanların en büyük korkusu olmaya devam ediyor.
Açlık her geçen gün çemberini genişletiyor.
Çalışanlar, esnaflar, köylüler, halkın her kesimden insanı her gün biraz daha yoksullaşıyor.
Kurtuluşu intiharlarda arayan insanların sayları arttıkça artıyor.
Ülke insanı kendi içinde bölündükçe bölünüyor.
Türkiye’de rüşvet verenler kendi ülkelerinde rüşvetten yargılanıyor ve cezalandırılıyor.
Deniz Feneri büyük bir sır gibi saklanıyor.
Halkın gündemi nice yoksullukları, nice çaresizlikleri, nice yaşamların yok oluşunu beraberinde getirirken AKP iktidarı bütün bu gündemlerin önüne geçip, halkı uyutup kandırıyor. Diktatörlük için Anayasayı değiştiriyorsa, suç kimin iki gözüm.
Şair ne diyordu?
“Bu kan sizin kanınız
Evet, ama siz kimsiniz?
Neden böyle yorgunsunuz?
Neden böyle aldetlmış?
Alıcı kuşlar döner ürpertili etlerinize
Mumyaların gölgesinde piramitler dikersiniz.
Atı otsuz iti etsiz bırakıp gerçek saraylarda
Sürülerle kaçarsınız kaçarsınız”
Bu kaçışın sonunun ülkeyi nereye götürdüğünü hep birlikte izliyoruz.
Anket denilen öngörülerde AKP’yi birinci parti olarak görüyorsak,
Açlığımıza, işsizliğimize, yoksulluğumuza, yokluğumuza sebep olanlardan daha çok açlık, daha çok işsizlik, daha çok yokluk, daha çok yoksulluk istiyorsak,









İktidarlar bizleri ne ile uyuttuklarını çok iyi biliyorlar demektir.
İktidarlar bizleri nasıl güdeceklerini çok iyi biliyorlar demektir.
Ya bizler ne yapıyoruz?
Canımızı alan, kanımızı emen, emeğimizi sömüren iktidarları başımızın üstünde tutuyoruz.
AKP’yi birinci parti olarak anketlerden çıkarıp her türden aşağılanmaya, haksızlığa, sömürüye evet diyor karşı durmuyorsak
Bin tane şair gelse kar etmez bize.
AKP yedi buçuk yılda bütün becerilerini sıraladı.
Şimdi sıra sende halk denen çoğunluk.
Senin sıralamanı bekliyor doğacak çocuk.




AŞUR EYLEN 23.04.2010
 

TARIH :
4/22/2010 10:08:31 AM
EKLEYEN : VOLKAN MAIL :

* MURSALLI
H.er zaman aklımdasın mursal'lı.
Ü.lkemin nadide yerlerindensin mursal.
L.eylak kokulu topragın.
Y.ok başka bir yerde senin benzerin.
A.şk ile tutuldum ben sana.

DİYARBAKIR'dan MURSAL'a selamlar.
 


[<< Geri] 1-10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 [İleri >>]